#cezasızlık
Explore tagged Tumblr posts
seslimeram · 3 months ago
Text
Sarmal
Tumblr media
Belirsiz, üstünkörü, salt yalanlardan mülhem acayip bir sarmalın varlığına uyanıyoruz her gün. Ne müştereklerimizin esamesi okunuyor, ne hayatların biricikliğine dair en ufak bir kelama yer bıraktırılıyor. Ne sözün kerametinden dem vuruluyor, ne de elzem olagelen ol toplumsal müşterek halinin muhafaza edilmesine geçit veriliyor. Bütünüyle doğrudan kati ve kesintisiz bir linç döngüsü içerisinde her şeyin, hemen her an yeni bir yıkıma terkine bir hışım çabalanan bir menzile varılıyor. Düzen sahibi olagelenlerin zaten suskunlukları, sessizlikleri içerisinde var edebildikleri her şey bunun da bariz bir kanıtı oluyor. Bir yerin yaşamla olan iltisaklı halinin önüne geçilmesi, vahim olana bunca açık ve doğrudan iznin var edilebildiği bir yerin meselesi olarak o ev artık yaşatan değil çürüten bir sahnenin ta kendisi kılınıyor. Ev çürütüldükçe, yaşama ediminin de önüne yeni yepyeni engeller ve ol vahşi düzenin suna geldiği cerahat yüklemesi var ediliyor. Belirsiz ya da üstünkörü değil, her şeyin yalanlara tutunarak biçimlendirildiği bir tozpembe ülke tahayyülü zikredilirken, yıkıcılık, çürümüşlük, kokuşma herkesin payına düşürülüyor. Bir sarmal ki her yanından irin akıyor. Bir sarmal ki ne şimdi bırakıyor ne yarına dair en ufak bir tahayyüle zemine ihtimal.
Bianet’ten aktaralım: “Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi’ndeki 12 katlı Grand Kartal Otel’de kaynağı henüz belirlenemeyen bir nedenle 21 Ocak’ta yangın çıktı.
Adalet Bakanlığı, yangında hayatını kaybedenlerin sayısının 78 olduğunu ve tüm kimliklerin tespit edildiğini bildirdi. Yangın esnasında otelde 238 konuk ve bilinmeyen sayıda çalışan bulunuyordu.
Aynı gün, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), yangınla ilgili Bolu 2. Sulh Ceza Hakimliğince, 5187 sayılı Basın Kanunu'nun ilgili maddesi kapsamında yayın yasağı kararı verildiğini bildirdi. Yayın yasağı, ertesi gün (22 Ocak) kaldırıldı.
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ülke genelinde 1 gün süreyle “milli yas” ilân etti. Yas ilânıyla birlikte yangında hayatını kaybedenler toprağa verilmeye başlandı.
Yangınla ilgili açıklama yapan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, işletme sahibi dahil dokuz kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Yürütülen soruşturma kapsamında 22 Ocak’ta da Bolu Belediye Başkan Yardımcısı Sedat Gülener ve İtfaiye Müdür Vekili Kenan Coşkun gözaltına alındı. Böylece gözaltına alınanların sayısı 11’e yükselmiş oldu.
Ersoy: “İki yangın merdiveni var”
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, otelin 2021 ve 2024 yıllarında tür ve sınıflandırma denetimlerinin yapıldığını, bu denetimler sırasında işyeri açma, çalışma ve yangın yeterlilik ruhsatlarının talep edildiğini söyledi.
Bakan Ersoy, bir gazetecinin “Tesiste yangın merdiveni var mıydı?" sorusuna, “İki yangın merdiveni var,” yanıtını verdi. Ersoy, açıklamasında “Otelin itfaiye tarafından verilmiş yangın yeterlilik belgesi mevcut,” da dedi.
Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy'a yanıt veren Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, “Burası Bolu Belediyesi sınırları içinde değil, burada yetkili Turizm Bakanlığı'dır. Bakan bu olayın bizzat sorumlusudur. Sorumluluğu atmak için alçak bir şekilde belediyemizi suçlama cüretine girmiştir,” dedi.
TMMOB’un açıklamaları
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Bolu İl Koordinasyon Kurulu, yangına ilişkin yaptığı açıklamada otelde yangın yayılımını engelleyen ve söndüren otomatik Yağmurlama (Sprinkler) sistemi gibi zorunlu güvenlik önlemlerinin eksik olduğunu söyledi.
TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası da yaptığı açıklamada yangın ihbarı ve tahliye süreçlerinde eksiklikler olduğunu söyledi.
2007’den önce yapılan binaların, mevcut düzenlemeler gereği yangın güvenlik önlemlerinden muaf tutulmasının sistematik bir soruna işaret ettiğini söyleyen EMO, bu düzenlemenin değiştirilmesi ve kamuya açık binalarda yangın güvenlik sistemlerinin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini vurguladı.
Hazırlanan ön hasar tespit raporunda “ağır hasarlı” olduğu belirtilen otel, bugün mühürlendi.
Mühürleme ile ilgili açıklama yapan Bolu Belediye Başkanı “Kartalkaya’da 80 canımız gitti. Konu ile ilgili hem idari soruşturma hem de adli soruşturma yapılıyor. Ancak aldığımız bilgilere göre; Turizm Bakanlığı yanan binayı apar topar yıkmak istiyor. Daha bilirkişi raporları çıkmamış, incelemeler sürüyor. Yarın soruşturma veya kovuşturma (dava) aşamasında binada keşif, bilirkişi incelemesi gibi çalışmalar yapılabilir. Turizm Bakanlığının apar topar binayı yıkmaya çalışması delillerin karartılması ile sonuçlanabilir. Bu sebeplerle gerekli güvenlik tedbirleri alınmak suretiyle adli ve idari soruşturma ve sonraki süreç tamamlanmadan otel binasının yıkımı durdurulmalıdır,” dedi.
Grand Kartal Oteli’nde meydana gelen yangında hayatını kaybeden 78 kişinin kimlikleri şöyle:
Dilara Ermanoğlu, Alya Turan, Müge Turan, Vedia Nil Apak, Ferda Apak, Eslem Uyanık, Nehir Sarıtaş, Yılmaz Sarıtaş, Doruk Sarıtaş, Ömür Kotan, Bilal Gültekı̇n, Zehra Sena Gültekı̇n, Sümeyye Güner, Bekir Sadık Gültekı̇n, Muhammed Selim Gültekı̇n, Yusuf Sinaneddin Gültekı̇n, Enes Gültekı̇n, Rümeysa Gültekı̇n, Mehmet Cem Doğan, Ayşemin Elif Doğan, Ayşe Maya Doğan, Habibe Çetı̇z, Vedat Çetı̇z, Ahmet Çetı̇z, Sedat Çetı̇z, Esat Çetı̇z, Alican Boduroğlu, Ebru Boduroğlu, Elif Naz Boduroğlu, Mert Doğan, Duygu Doğan, Doğa Doğan, Mavi Doğan, Eren Bağcı, Ceren Yaman Doğan, Lalin Doğan, Müge Suyolcu, Pera Suyolcu, Atakan Yalçın, Derin Yalçın, Atıl Enis Tokcan, Atlas Kaan Tokcan, Kemal Tokcan, Can Tokcan, Demir Tüzgı̇ray, Defne Tüzgı̇ray, Yasemen Boncuk Tüzgı̇ray, Erhan Tüzgı̇ray, Kıvanç Güngör, Kerem Güngör, Burcu Güngör, Pelin Güngör, Nedim Türkmen, Ayşe Neva Türkmen, Ala Dora Türkmen, Yüce Ata Türkmen, Defne Arkadaş, Dila İnal, Ela İnal, Laura Kurtınadze, Feray Kanpolat, Oya Kanpolat, Özüm Karataşlı, Alya Altın, Kübra Altın, Esra Nazı̇k, Seden Nurgül Dayı, Süleyman Dayı, Ela Dayı, Buse Dayı, Yiğit Gençbay, Alp Mercan, Şevval Şahı̇n, Mine Akı̇şli, Şenol Akı̇şli, Gülçin Akı̇şli, Kürşat Yıldız, Nergiz Yıldız.”
Belirsiz, üstünkörü, salt yalanlardan mülhem acayip bir sarmalın varlığına uyanıyoruz her gün. Biteviye bir korku dehlizinin bambaşka evrelerini arşınlıyor insanlık. Sıradan insanın hayatta var olma hakkının zayi olunduğu, cerahatin, sırf cehaletin öncelendiği bir yerde ol zemindeki çürümenin kesintisizliği bir kere daha Bolu, Kartalkaya’daki Grand Kartal otel yangınından sonra çıkagelir. Yetmiş sekiz insanı hayattan kopartan karanlığa dair ne soru, ne sorguya yer bıraktırılır. Doğrudan o facianın sorumlularından değil bahis açmak, bizler değiliz berikiler, berikiler değil onlar diye top çevrilirken, Otelin sahibi olagelen iki insan ile yedi kişinin daha tutuklandığı bir gizli / örtük soruşturma neticesiyle konu kapatılmak istenir. Hiçbir mevzuata uymayan bir hatalar sarmalından mülhem ne kablosu tam ne de asansörü güvenli olagelen, bırakın sadece konumunu, yangın merdivenlerinin kullanımı konusunda dahi pek çok yetersizliğin bulunduğu bir tabut binanın hali bunca bağır çağır meydandayken, o yangın sonrası, bunca can kaybından sonra ah, vah, tühten ötesinin hiç var edilemeyeceği açığa düşer. Hukuk önünde hesap verilecektir, adalet hesabını eksiksiz bir biçimde soracaktır, hükumet kararlıdır vesair beylik cümlelerin bir karşılığın olmadığı yerdir misal o belirsiz, üstünkörü, yalanlardan mülhem acayip sarmal. Sonu hep ölümlere, yıkıma, doymak bilmez bir karanlığa kurban edilen yurttaşlarıyla dopdolu bir sarmal.
Yalanlardan mülhem bir sarmalın varlığına uyanıyoruz. Ne müştereklerimizin esamesi okunuyor, ne hayatların biricikliğine dair en ufak bir kelama yer bıraktırılıyor. Toplumsal çürümenin kalıcılığı, istirahat etmeye gidilen yerde can verenlere dahi ama onlar zengindi ya da varsılların ölümünden bize neyi de beraberinde getirir. Yetmiş sekiz kişinin canına mal olan o facianın sorumlularına dair, otel yönetiminin, bir başka merkezi noktada yine, Bolu’da işlettiği bir otelinden de insanlar gözaltına alınır, pek çoğu tutuklanır. Gel gelelim asıl can alıcı olan, yalanlarla birlikte bir masal sahnesi diye aksettirilen o otellerde hiçbir can güvenliğinin söz konusu edilmemesidir. Grand Kartal’ın hemen dibinde bir tane daha otelin konumlandırıldığı başkaca bir yerin de belgelerde tahrifatlar yapılarak ol ailenin mülklerinden birisi olduğu açığa düşer, yine Kültür ve Turizm bakanının sessizliği ile kuşatılır memleket. Bunlar yöneten katından çıkagelenler bir de sosyal medyada kendi kendilerine kara mizah, güncel konulara ters tepkiler vererek eğlendiklerini zikreden bir güruhun, acılı insanları arayarak hakaret etmeleri, küfürler yağdırmalarının kayıtları ortaya saçılır. Dört başı mamur bir cehennemin orta yerine demirleyen ülke gerçekliğini bir de böyle teyit eder şu sahne. Yalanlar hakikatin önüne set edilir. Çürümüşlüğü örtbas etmeye hamili kart yakınımdır çıkartmasına sahip olan lacivert takım elbiselerin açıktan müdahalesi var edilebilir. Yönetenin, bir biçimde korku devreye girmiş olabilir yani ol karşımızdaki de nüfuslu insanlar dediği yerde zaten olan olmuş, çürümenin bir sonraki aşamasına geçilmiştir. Sorumluların, sorumsuzluklarıyla tüm facialardan kurtulabildiği en ufak bir hesap verme idesinin kalmadığı / bildirilmediği / bırakılmadığı zeminde hayat un ufak edilmiştir. Her günün yıkıma çıkartıldığı, her an bir şeylerin tersine gittiği bir yerde, böyle kılınmış bir zeminde hayatın, müşterek olagelen yaşama idesinin muhafazası nasıl mümkün olacaktır! Devletin, sermayenin, çıkar çevrelerinin gölgesinin değmediği sadece ve yaşama eyleminin doğrudan muhafazasını düşünmeye, karanlığa, bunca nobranlığa, kötülüğe karşı ses etmeye daha kaç sınav vardır, kalmıştır?
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2025
Görsel: Geoff MCFETRIDGE - It’s Not Getting Worse It’s A Loop – It’s Nice That
Meramda Paylaşılan Haber
Grand Kartal Otel Yangını - Bianet https://bianet.org/haber/grand-kartal-otel-yangini-303899
2 notes · View notes
rayhaber · 6 months ago
Text
Özgür Özel'in CHP Grup Toplantısı Açıklamaları: İşçi Hakları, Hayvan Koruma ve Vergi Düzenlemeleri
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Grup Toplantısı Açıklamaları CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. Özel’in konuşmasından öne çıkan başlıklar şu şekildedir: Amasra Maden Faciası ve Kader Planı Dün, Amasra maden faciasının yıl dönümüydü. AKP iktidarı, işçilere yoksulluk, sefalet ve perişanlık getirdi. Daha acısı ise, bu süreçte birçok işçinin…
0 notes
hepeksikk · 1 year ago
Text
Tumblr media
Bugün 25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Mücadele Günü.
Sadece anma günü olmaktan öteye gidemiyor. Siyasetçiler atlamamış olmak için sosyal medyada paylaşım yapıp yeter sanıyor; belediyeler kanuni zorunlulukları olan sığınma evlerini açmıyor, yapabileceklerinin çok azını yapıyor. Bu arada Türkiye’de, kadına şiddet her geçen gün artıyor, kadınlar toplumun gözü önünde yok oluyor. 10 yılda 3000’den fazla kadın erkekler tarafından öldürüldü. “Ama erkekler de öldürülüyor” diyerek kadına şiddeti önemsizleştirenlerin ağzına terlikle vurabilirim. Çünkü erkekleri kadınlar değil, yine erkekler öldürüyor. Unutmamalı ki, kadına yönelik şiddet toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve güç dengesizliğinden kaynaklanıyor.
Kadına şiddet ülkemizde politik bir çürümeyi ifade ediyor. Bu şiddetin kökleri toplumun temelinden besleniyor. Kadınların ekonomik, sosyal, politik alanda maruz kaldığı ayrımcılık şiddetin yayılmasına zemin hazırlıyor. Bu sadece bireysel sapkınlıkların sonucu değil, sistematik bir sorun. Bunu kabul etmekte zorlanan bir topluma ve idareye sahibiz. Kadına şiddet, toplumun her katmanını etkiler; sadece bireysel trajedi değil, aynı zamanda toplumsal bir krizdir.
Devlet ve toplumsal normlar kadına yönelik şiddeti engellemekte yetersiz kalıyor. Cezasızlık kültürü ve mağdurların korunmasızlığı, kadına şiddeti teşvik ederek sorunu derinleştiriyor. Devletin, toplumun her kesimine eşit şekilde hizmet etme sorumluluğu, kadına yönelik şiddetle mücadelede daha etkin rol üstlenmesini gerektirir. Bizde olmuyor.
Bu mücadelede sadece kadınların değil, toplumun tüm kesimlerinin bir araya gelip ortak çözüm bulması önemli. Toplumsal bilinçlenme, eğitim, adalet sisteminde reformlar ve kadın haklarına saygı, politikacılardan, liderlerden ve toplumun her bireyinden talep ettiğimiz adımlar. Kadına şiddetle mücadele, sadece bir gün değil, her gün süren çabayı gerektirir.
Kadına şiddeti politik bir mesele olarak ele almak, toplumsal değişim için ilk adımdır. Unutmayalım ki, eşitlik ve adalet için mücadele etmek, sadece kadınlar için değil, tüm insanlık için bir gereklilik. Umudum, bu gerçekleri görerek ve değişim talep ederek bir araya gelmiş, güçlü bir toplumda yatıyor. Dilerim bir gün…
54 notes · View notes
okuryazarlar · 1 year ago
Text
Tumblr media
"Bozulduğu zaman insandan daha korkunç bir yaratık yoktur." der Tolstoy.
İzmir'de taksi şoförü Oğuz Erge'nin gece evine dönerken yolda üşümesin diye aracına aldığı son yolcu tarafından aracının içinde kurşunlanması ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
Her gün çok üzücü olaylarla karşılaşıyor, ölüm haberleri alıyoruz ama dünkü Ramazan Pişkin'in katledilmesi sonrası bu dehşet verici olay da toplumun birçok kesimini çok derinden sarstı.
Taksici ile katil arasında geçen diyalogların olduğu görüntüleri izleyen ve sonunda katilin "demek ki herkese güvenmeyeceksin" dediği anlar, hepimizin yüreğini burktu.
Ekmek parası kazanmanın, kimseye zarar vermemenin, dünyayı iyilikle güzelleştirmenin sonucu bu kadar ağır olmamalıydı.
İnsanlık, iyilik yapmak isteyen güzel bir insanın karşılığında acımasızca canından olmasıyla öldü.
Memleketin geldiği durumun özetini kaybolan toplumsal ahlak, artan şiddet, acımasız cinayetler ve cezaevlerinin doluluk oranına bakarak anlaşılabilir.
Ülkede suça teşviğe yol açan bir cezasızlık sorunu eşliğinde karanlık zamanlardan geçiyor ve tesadüf eseri yaşıyoruz. Katil Delil Aysal, sistemin hiçbir şeyine başkaldıramayınca doğrudan nefretini bir başkasına yönelterek o insanı güveninden “vuruyor.”
Çünkü iyilik, ahmaklık demek oldu. Artan yoksulluk, haksızlık ve güç takıntısı bir toplumu bu kadar da yozlaştırabilirdi.
Peki, namuslu, kendi işinde gücünde olan insanların hakkını hukukunu kim gözetecek?
Taksi şoförü Oğuz Erge ölmeden, kanunlar suç dosyası kabarık katili engelleyemiyorsa, yetersiz kalıyorsa, yasalar bizi nasıl koruyacak?
Bu rahatlığın, bu öldürebilmenin sıradanlaşmasının hesabını kime soracağız?
Çok üzgünüz. Tarifsiz bir trajedi...
Cahit Zarifoğlu'nun dediği gibi: "Ben bu çağdan nefret ettim, etimle kemiğimle nefret ettim."
43 notes · View notes
pazaryerigundem · 7 months ago
Text
Edirne Kadın Platformu’ndan Narin Güran protestosu
https://pazaryerigundem.com/haber/187523/edirne-kadin-platformundan-narin-guran-protestosu/
Edirne Kadın Platformu’ndan Narin Güran protestosu
Tumblr media
Edirne Kadın Platformu Bileşenleri, Saraçlar Caddesi’nde, Narin Güran cinayeti ile ilgili basın açıklaması yaptı. Açıklamada, Narin’in ölümüne sebep olan kişilerin bulunarak en kısa sürede cezalandırılması gerektiği vurgulandı.
Erdoğan DEMİR / EDİRNE (İGFA) – Edirne Kadın Platformu Bileşenleri, Saraçlar Caddesi’nde, yaklaşık 19 gündür kayıp olan ve dün cansız bedenine ulaşılan Narin Güran için basın açıklaması yaptı.
Edirne Kadın Platformu Bileşenleri adına basın açıklamasını Kadın İstihdamı ve Girişimcileri Derneği Başkanı Cemile Özeker okudu. Özeker, hukuk sisteminin işletilerek Narin Güran’ın katillerinin bir an önce bulunup cezalandırılması gerektiğinin ifade ederek; “19 gün boyunca, 11 bin dönümden fazla alanda yapılan arama neticesinde çuval içindeki cansız bedenine ulaşılan Narin Güran neden kayboldu? Neden öldürüldü? Ölümünden kim ya da kimler sorumlu? Ölüm nedenini bilenler neden susmayı tercih ediyor? Ölümüne sebep olan sır neydi? Olayda kim ya da kimler, kimleri neden koruyor? Cevaplarını yetkililerden bekliyoruz” ifadelerine yer verdi.
Tumblr media
“CEZASIZLIK POLİTİKALARINDAN VAZGEÇİN”
Narin’in ölümüne sebep olanların, suçu ve ihmali bulunanların cezasının verilmesi gerektiğini söyleyen Özeker; “Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddeti cezasız bırakan, faillerine iyi hal adı altında ödül gibi cezalar veren, erkek şiddeti ve cinayetlerini görmezden gelenlere çağrımızdır. Narin’in ölümüne sebep olan faillerin, nüfuzlu kişiler olup olmadığına bakılmaksızın iddiaların üzerine gidilerek, cezasızlık politikaları dışında kalan bir adalet sisteminin uygulatılmasını, hukukun işletilmesini, olaya müdahil olanlardan suçu ve ihmali bulunanlara gerekli olan cezanın verilmesini istiyoruz. Cezasızlık politikaları uygulayarak failleri değil, Narin’leri, çocukları, kadınları ölmekten ve öldürülmekten koruyan bir adalet sistemi istiyoruz. Faillere ödül gibi cezalar veren, kadılara ve çocuklara yönelik şiddeti cezasız bırakan, erkek adaletin tüm temsilcileri bu cinayette sorumludur. Artık yeter; cezasızlık politikalarından vazgeçin, hukuku işletin. Hukuk devreye girene, kadın katliamları ve çocuk istismarı son bulana kadar mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Narin Güran olayında sorumluluğu olan herkes yargı önüne çıkarılıp adalet yerini buluncaya kadar olayın takipçisi olacağız. Narin’lerin ölümlerini engellemek, hayallerimiz, haklarımız, hayatlarımız ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, 6284 sayılı yasanın temelini oluşturan İstanbul Sözleşmesi ve diğer kanunların uygulanır olması için mücadelemize devam edeceğiz. Yeter artık. Narin’ler ölmesin, çocuklar ölmesin, kadınlar ölmesin” dedi.
Açıklamaya Edirne Kadın Platformu Bileşenleri’nin yanı sıra Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Ertuğrul Tanrıkulu da katıldı. 
Tumblr media
BU Haber İGF HABER AJANSI tarafından servis edilmiştir.
2 notes · View notes
halimecanpr · 4 months ago
Text
Tumblr media
Adaletin Kaybolan Terazisi ve Toplumun Bozulan Yargıları
"Devletin adalet terazisi bozulduğunda, halkın terazisi şaşar," der Cemil Meriç. Bu söz, bir toplumun adalet anlayışının ne denli kırılgan olduğunu, devletin ve bireylerin doğruyu ararken birbirlerinden ne denli etkilendiklerini derin bir şekilde ifade eder. Son yıllarda Türkiye’de yaşanan olaylar, Meriç’in bu sözünün ne kadar geçerli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Toplumun büyük bir kısmı, adaletin ve eşitliğin yerle bir olduğu bir dönemde yaşarken, adalet arayışında olanlar da ilk önce kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeye başlıyor. Bu, adaletin temelden çökmesinin en acı sonuçlarından birisidir.
Bugün Türkiye’de, adaletin tüm unsurlarının titizlikle işlemesi gereken bir dönemdeyiz. Ancak, adaletin olduğu yerde insanlar birbirlerine güvenebilir, birlikte yaşamanın hakkını savunabilir ve haklıdan yana bir duruş sergileyebilirler. Fakat ne yazık ki, son yıllarda hem devletin hem de toplumun adalet terazisi ciddi anlamda bozuldu. Kadına, çocuğa, doğaya yönelik şiddetlerin artması, cezasızlık politikalarının yaygınlaşması, suçların teşvik edici hale gelmesi toplumsal yapıyı ciddi şekilde zayıflatmaktadır. Buradaki temel sorun ise, adaletin herkese eşit bir şekilde uygulanmıyor olmasıdır.
Kadına, çocuğa ve diğer savunmasız bireylere yönelik şiddetlerin cezalarının ya yetersiz olması ya da hiç uygulanmaması, suçu cesaretlendiriyor. Bir suçun cezasız kalması, suçu işleyen kişiye "doğru yapıyorsun" mesajı verir. Toplumdaki adaletin bozulduğunu, sistemin çürüdüğünü gösterir. Ancak bu noktada önemli bir soru akıllara geliyor: Bir suçun cezası yoksa, insanlar bunu işlemekten çekinmeli mi? Her şeyden önce, İslam dini, adaletin her şeyin önünde olduğu bir inanç sistemidir. Müslüman bir toplumda, adaletin yokluğu, sadece kanuni değil, ahlaki bir çöküş anlamına gelir. İslam’ın temel öğretileri, suç işleyenlerin cezalandırılmasını emretmekle birlikte, insanların vicdanına da seslenir. Çünkü vicdanı öldürmek, toplumu daha da bozar.
Ancak bu soruyu sorarken, şu soruyu da kendimize sormak gerekir: Neden insanlar, hayatın tüm güzelliklerini bir kenara bırakıp, kötü ve suçlu bir yolu tercih ederler? İnsanlar neden kendi çıkarlarını savunurken, başkalarının haklarına saygı göstermeyi unutur? Bunda, toplumun değerlerinin aşındığı, insanlık onurunun ikinci plana atıldığı bir dönemde yaşamanın büyük etkisi vardır. İnsanlar; zevk, çıkar ve anlık tatmin peşinde koşarken, bir başkasının acısını, haksız yere maruz kaldığı şiddeti görmezden geliyor. Neden? Çünkü kötülük, bazen çok kolay bir yol gibi görünür. Ancak unutulmamalıdır ki, her yanlışın bedeli ağır olur. Kötülük zamanla kendini içerideki boşluklardan besler ve eninde sonunda toplumu çürütür.
Adaletin olmadığı bir toplumda, herkes kendi doğrularını kendisi yaratmaya başlar. Ve bu, adaletin bozulmuş olduğu toplumları bir cehenneme dönüştürür. İnsan, yalnızca kendi haksız çıkarlarını savunarak huzurlu bir toplum kuramaz. Adalet, eşitlik ve insan hakları sadece bir ideoloji olarak kalmamalı, her bireyin yaşam biçimi olmalıdır. Bu nedenle, sadece yasaların değil, vicdanların da işlediği bir adaletin inşa edilmesi gerektiği bir dönemdeyiz.
Zaman, insanlara sadece adaletin ne kadar önemli olduğunu hatırlatmakla kalmıyor, aynı zamanda adaletin ve vicdanın en temel değerler olduğunun altını çiziyor. Ve şunu unutmamalıyız: "Bir toplum, adaletini kaybettiğinde insanlık değerleri de hızla kaybolur." Bunu durdurmak, hepimizin elindedir.
1 note · View note
elihandro · 1 year ago
Text
Kadın, eşini kendisine şiddet uyguladığı esnada düşük yaptırmakla suçladı. Erkek ise eşini hakaretle suçladı, ispatlanmamışken. Yerel mahkeme ise bunu cezasızlık sebebi olarak gördü. Sizin ben "adalete yönelmiş toplumsal yaşama düzeni"nizi sikeyim.
6 notes · View notes
yenicagkibris · 2 months ago
Text
Ölüm, ihmal, cezasızlık - Gözde Bedeloğlu
Kaybolduğu günden yaklaşık üç hafta sonra cansız bedeni bulundu 8 yaşındaki Narin’in. Amca, aynı zamanda köyün muhtarı Salim Güran, anne Yüksel Güran, ağabey Enes Güran ve komşu Nevzat Bahtiyar, iştirak halinde çocuğu kasten öldürmekle suçlandı. Asıl failin kim olduğu ve cinayetin neden işlendiği iddianamede yoktu çünkü Narin bulunana kadar geçen zamanda deliller kaybedilmişti. Cinayetle suçlanan…
0 notes
hetesiya · 6 months ago
Text
“Inceller kendilerini bir erkeklik hiyerarşisinin en altında görüyorlar"
“Inceller kendilerini bir erkeklik hiyerarşisinin en altında görüyorlar"
Siyaset Bilimci ve Yazar Prof. Alev Özkazanç, Akademisyen Orhan Şener Deliormanlı ve Doç. Dr. Yaşar Suveren anlattı: Inceller, çevrimiçi radikalleşmenin etkisiyle toplumsal bir tehdit oluşturabilirler.
Bu görselde, bir protesto veya eylem sırasında taşınan bir pankart görülüyor. Pankart kırmızı bir zemin üzerine siyah el yazısıyla yazılmış büyük harflerle şu ifadeyi içeriyor: "Sövüp dövüp sevemezsin." Bu güçlü mesaj, kadınlara yönelik şiddeti ve kötü muameleyi kınayan bir uyarı niteliğinde. İfade, hem sözlü hem de fiziksel şiddetin sevgiyle bağdaşamayacağını vurguluyor. Arka planda belirsiz başka pankartlar da görünüyor, ancak ana odak bu kırmızı pankart üzerinde. Protestonun amacı muhtemelen toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın hakları ve kadına yönelik şiddetle mücadele gibi konularla ilgili.
Görsel: csgorselarsiv.org
Türkiye’de artan erkek şiddeti, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve kadın düşmanlığının derinleştiğini açıkça gözler önüne seriyor. Bu cinayetlerin ardında yatan ideolojilerden biri de son zamanlarda dikkatleri üzerine çekti: Incel ideolojisi
Cezasızlık algısının da pekişmesiyle, Incel ideolojisi toplumsal cinsiyet eşitsizliğini daha da körüklüyor ve kadınlara yönelik şiddeti meşrulaştırıyor.
Türkiye’deki kadın ve cinsiyet sorunlarının politik ve sosyal tarih ile ilişkisini inceleyen Siyaset Bilimci ve Yazar Prof. Alev Özkazanç, iletişim akademisyeni ve gazeteci Orhan Şener Deliormanlı ve Sakarya Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde mizojini (kadın düşmanlığı) üzerine çalışmalar yapan Doç. Dr. Yaşar Suveren, Incel hareketini ve bu harektin kadın düşmanlığı ideolojisini yorumladı.
"Kadın düşmanlığı merkezde duruyor"
Doç. Dr. Yaşar Suveren, Incel’lerin bugün daha çok kadın düşmanı (mizojinist) bir zihinsel tutum ve davranışı temsil ettiğini belirtti. Suveren, Incel kavramını şöyle anlattı:
"Kadınlarla sağlıklı ilişki ve iletişim kuramayan, toplumdan yalıtılmış ve bu yalıtılmışlığın nedenini kadınları suçlayarak meşrulaştırmaya çalışan bir grup bireyle karşı karşıyayız. Özetle, kişisel sorunlarını kadınları merkeze alarak suçlayan, kadınlar hakkında düşmanlığa varan fikirlere sahip, toplumla bağları zayıf ve yalnız erkeklerden söz ediyoruz."
Suveren’e göre, Incel hareketinin merkezinde kadın düşmanlığı bulunuyor. Kadınların onları bilinçli olarak dışladığına inanan bu bireyler, kadınları bir tehdit olarak görerek kendi yetersizlik ve hayal kırıklıklarını dışa vuruyorlar. Suveren, Türkiye’de de son dönemde şiddet vakalarıyla gündeme gelen Incel bireylerin şiddete eğilimli olduklarının açık olduğunu belirtti:
"Bazı ülkelerde, kendilerini Incel olarak tanımlayan bireylerin çeşitli şiddet olaylarına karıştığı bilinmektedir. Bu bireylerin örgütlü ve sistematik hareket ettiklerini söylemek mümkün olmasa da, çevrimiçi radikalleşmenin etkisiyle toplumsal bir tehdit oluşturabilirler."
"Radikalleşiyorlar"
İletişim akademisyeni ve gazeteci Orhan Şener Deliormanlı, sanal ortamların radikalleştirici etkisine değinerek şunları ifade etti:
"Discord odaları gibi sanal ortamlarda benzer düşünce yapısına sahip insanların bir araya gelmeleri, onları daha da radikalleştiriyor. Fiziki bir ortamda toplum baskısı nedeniyle geri çekilebilecekken, sanal bir ortamda bu baskı olmadığı için daha da taşkınlaşarak grup halinde hareket edebiliyorlar."
Deliormanlı, son 20 yılda sokakta büyüyen çocukların azaldığını ve ekran başında büyüyen kuşakların arttığını vurguluyor:
"Sadece evden sosyalleşen, oyunlar ve pornografiyle dışarı çıkmadan tüm biyolojik ihtiyaçlarını karşılayan bir kitle oluştu. Bu kitle, gerçek hayatta kadınlarla karşılaşma fırsatını bile bulamıyor ve buradan kadın düşmanlıklarını artırıyor."
"Kadın düşmanlığı biçimi"
Siyaset Bilimci ve Yazar Alev Özkazanç ise, Incel ideolojisinin özgün bir kadın düşmanlığı biçimi olduğunu belirtiyor. Özkazanç, Incel karakterlerinin oluşumunu şu sözlerle değerlendiriyor:
"Incel ideolojisinin merkezinde kadın düşmanlığı yer alıyor. Türkiye’de yeni görülmeye başlayan bu ideoloji, Kuzey Amerika’da dijital bir topluluk olarak ortaya çıktı. Bu topluluk, kadınların onlara karşı verici olmadığını ve asla olmayacaklarını savunuyor. Bu durum, erkeklerin kendilerini bir erkeklik hiyerarşisinde en altta görmeleriyle ilgili bir algıya dönüşüyor."
Erkeklik krizi ile bağı
Özkazanç, Incel ideolojisinin sadece kadınlarla ilgili olmadığını, aynı zamanda erkeklik hiyerarşisinin dibinde olduklarına inanan bireyler tarafından geliştirildiğini belirtiyor. Incel bireyler, erkeklik krizinin bir göstergesi olarak, kendilerini toplumun en alt basamağında hissediyorlar ve kadınlara ulaşamamanın onları bu hiyerarşide en alt seviyeye düşürdüğüne inanıyorlar.
Özkazanç, erkeklik krizinin en ağır semptomlarından birinin Incel ideolojisi olduğunu vurguluyor ve ekliyor:
"Incel ideolojisi, kaybetmişlik ve umutsuzluk üzerine kurulu bir ideoloji. Bu ideoloji, şiddet içeren bir nihilizmi de beraberinde getiriyor. Türkiye’de siyasi iktidarın uzun süredir cinsel eşitlik fikrinden uzaklaşması, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme gibi adımlar, bu krizi daha da derinleştiriyor ve erkeklere bir tür teşvik gibi geliyor."
https://bianet.org/haber/inceller-kendilerini-bir-erkeklik-hiyerarsisinin-en-altinda-goruyorlar-301105
0 notes
darkyayincilik · 6 months ago
Text
Avukat Enes Sencer : Köklü değişiklik istiyoruz
Son günlerde gündemde olan çok sayıda sabıka kaydı bulunan kişilerin dışarıda olduğu algısına sebebiyet verdiği için infaz yasasında köklü değişiklikler gündeme gelmiş durumdadır. İnfaz yasasında gerçekleşecek yenilikleri Bursa’nın başarılı avukatlarından Avukat Enes Sencer değerlendirdi. Avukat Enes Sencer: İnfaz yasasında yapılacak olan değişiklikler başarı ile uygulanabilirse cezasızlık…
0 notes
dipnotski · 9 months ago
Text
Eylem Ümit Atılgan – Haksız Tahrik (2024)
Haksız tahrik indirimi, Ceza Kanunu’nun ilgili maddesinde cinsiyete dair herhangi bir ifade bulunmasa da, asıl olarak kadın cinayetinin cezasının indirilmesi anlamına geliyor. Bu indirim, cezasızlık sorununun bir parçası olduğu kadar, hukuk düzeni ile ataerkil düzen arasındaki “fikir birliği”ne de işaret ediyor. Feminist hareketin “erkeklik indirimi” demesi, boşuna değil! Erkeklerin hangi…
0 notes
seslimeram · 7 months ago
Text
Baskılama
Tumblr media
Kabul edilebilir olanın ötesine fersah fersah geçmiş bir baskılama hali içinde memleket ol yer / ev cürmün kılınır. Yüzsüzlüğün, arsızlığın, kötülüğün en kestirmeden kötülükle hala hemhal aksiyonun istikametinde bir cürüm sarmalı çürüten bir yer gerçek kılınır. Bariz bir halde behemehal erk, muktedir, iktidar kendi sahasından siyasetinden, medyasına cürmü imal ederken eşlik eden tüm kesimlerle birlikte bir yargı sahnesini / çukurunu imal eder. Hükümler daima sıradana karşıttır. Yargı ve değerlendirmeler doğrudan doğruya daim bir halde cezasızlık zırhını kuşanan kesimlerin var ettiği suçların tam da ortasında o yıkıcılık halini birlikte canlı kılar. Yeni, dönüşmüş, güncel ülke tiradı bu bahsin etrafında yükselir. Toplumu dönüştürürken madun siyasetin, pragmatizm dolu hallerin üstünden güncellenen her eylem cürümle iltisaklıdır. Demokrasi, hürriyet, eşitlik, insan hakları, adil bir düzen ve herkse eşit kılınan bir hayat imgesi gibi eylem, edim ve hakların yıkıma terk olunduğu bir sahnenin meselesidir cürüm. Bu istikameti vahametin esiri kılan iktidarın sunduğu şey kalıcı bir karanlıktır, kapkaranlık. Cürüm var edilirken yaşam dönüştürülürken “hayatın ol hakkı” iş bu şimdiden çalınandır.
Baskılama lafta değildir hiçbir zaman. Yüzüncü yılına gelesiye kadar bir memleketin tam olarak sınırlandırılmasına ve her kesimden insanın canından bezdirilmesi haline aralıksız saldırılar var edilir. Gayrimüslimin, 1915-1923 sonrasında kalakalmış, hiçbir yere gitmeyi var edemeyenleri sınırlandırmak için hamleler var edilir. Soykırım eşiğini çoktan geçmiş ol hayatların, karanlıktan çıka gelenleri yeni ülke daha ağır kuşatmalarla baş başa bırakır. Can almak dışında her şeyin serbest kılındığı bir cendere var edilir işte. Vatandaş Türkçe Konuş bahsinden, 6-7 Eylül’e, Varlık Vergisinden, Aşkale Sürgünlerine, en sonuna bir ek olarak var edilmiş 20 Dolar 20 Kilo sürgünlerine devamlılık içinde hayatta kalmanın iş bu sahnede imkansıza yakın kılınmasının cerahatli tezahürü var edilir. Sürekli ivmesi artan bir tahakküm veçhesi içerisinde ol yaşam aksiyonunun kısıtlanması söz konusu edilendir. Hem kimdir ki bir gayrimüslim bu topraklarda. Ekmeğini yiyip, suyunu içip bunları tam anlamıyla kendi imkanlarıyla var etse dahi bir biçimde o Türklüğe biat / itaat etmesi beklenip duran bir zeminde baskılama halinin sunduğu perspektif hayatın hiçleştirilmesi bahsini diri tutar. Demokrasiye geçildiği zikredilen, ikinci yüzyılını arşınlıyor olduğundan bahis açılan bir menzilde hemen her durumda nefret / şiddet sarmalına ilk rehin edilecekler olarak anılan gayrimüslimin başına getirilenler o sınırlama / baskıcılık iklimi içinde hayatın nasıl da ehven olandan alıkonulduğunu gösterir.
Duraksamak bilmeyen o öğütücü, sınırlandırıcı akım bambaşka hamlelerle Kürd’ü, Ezidi ve Alevi halklarını, imkan ve olasılık dahilinde Lazlardan, Hemşinli Müslümanlaştırılmış Ermenilere kadar genişçe bir perspektifte koca bir sahada yaşamda olagelen insanları belli kıstaslara göre ayrıştırması kesintisiz var edilir. Bunların yekununda çıka gelenlerin hepsi bütün o cerahatli baskılama ikliminin sunduğu hallerin rehini sahayı bildirir. Yarınlar ne getirir! Dün bu ülkede yurttaş dahi sayılmaması salık verilenlere var edilmiş kötülüğün bu sahnenin öteki sakinlerine de silsile halinde aralıklarla yeniden tesis edilmesinin utancı her ne olacaktır? Köy yakmaların, köyleri insansız kılmanın ya da tam tersine devlet hal ve çabasının doğrultusunda Türkleştirilmesi gibi nice uygulamanın ortasında ezdirmenin, o baskılamanın her ne olduğunu idrak ediyor musunuz? Bütünleşik kılınan yereli sınırları belirsiz bir muğlaklığa terk etmenin, ekonomik, sosyopolitik olarak sınıflandırmanın ve bunların da ötesinde ülkede bir kast sistemi varmış gibi, önce yukarıda sayılanlar ardına da mültecilerin ağırlıkla Suriyelilerin eklendiği bir sarmal var edilirken sahiden hayatın anlamı her neye tekabül eder / edecektir. Düzenin çizdiği hattın dışında kalakalanlar için o hayat imgesinin varlığı her gün bir sınamadır, kesin bilgi.
Bianet’ten Tuğçe Yılmaz’ın haberini aktaralım: “Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde (ODTÜ) 3 Eylül’de düzenlenen mezuniyet töreninde İngilizce Öğretmenliği bölümünü birinci olarak bitirerek okul birincisi olan Ali Yıldız'ın yaptığı konuşma, sosyal medyada büyük yankı uyandırdı.
Rektörlük, haklarını savunan öğrencileri, öğrenci değillermiş gibi göstermeye çalışırken okul birincisi Yıldız, okulda hak gasplarına maruz kalan arkadaşlarıyla aynı görüşleri paylaştığını duyurdu.
Yıldız, atanmış eski rektör Verşan Kök ve yine AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından atanan yeni rektör Ahmet Yozgatlıgil'in öğrenci karşıtı politikalarını eleştirdi. Okul birincisi konuşmasında ayrıca polisin Onur Yürüyüşü'ne müdahalesini, Bahar Şenliğinin ODTÜ Devrim Stadyumu'nda yapılmasının yasaklanmasını ve Kavaklık’taki ağaç kesimini de gündeme getirdi.
Ali Yıldız, hem mezuniyet törenindeki konuşmasını hem de açtıkları Kürtçe pankartı bianet’e anlattı.
“Okul birincisi olarak böyle düşünüyorum”
“Böyle bir fırsatım varken bu talepleri birebir söylemek istedim,” diyen ve anadili Zazacanın tehlike altındaki bir dil olmasından duyduğu endişeye de değinen Yıldız, şöyle konuştu:
“Rektörlük yıllardır öğrencilerin taleplerini duymamazlıktan gelmek için elinden geleni yapıyordu. Yeni rektörlüğün tutumu nasıl olur bilmem; ama böyle bir fırsatım varken bu talepleri birebir söylemek istedim.
“Güzel tepkiler beni çok mutlu ediyor. Rektörlük bu talepleri dile getiren insanları radikalize etmek için elinden geleni yapıyordu. Örneğin Kavaklık’ta ağaçlar kesilmesin diyen öğrencilere veya Onur Yürüyüşü insan hakkıdır diyen öğrencilere ‘Bunlar zaten öğrenci bile değil, okulla alakası yok’ gibi sözler ediyorlardı. Bunun böyle olmadığını, okul birincisi olarak benim de böyle düşündüğümü göstermek istedim.
“Bilinmeyen dil”
“Konuşmam esnasında veya sonrasında bir olumsuzlukla karşılaşmadım.
“Pankartla ilgili olarak, bir Zaza ve bir dilbilimci olarak benim öncelikli kaygım Türkiye’deki dillere sahip çıkılması. Dillerimiz bu coğrafyanın en önemli kültürel miraslarından ve eğer bir koruma programına dahil edilmezse ölüyorlar. Türkiye’de üç dil maalesef çoktan ölmüş durumda.
“Anadilim olan Zazaca da tehlike altındaki diller arasında. İşleyen bir dil koruma programımız olmazsa yavaş yavaş anadilim dahil diğer diller de ölmeye başlayacak. Pankart da aslında bu duruma mizahi olarak dikkat çeken bir X kullanıcısının tweet’inden geliyor. Bir haber kanalı Kürtçeyi kastederek ‘bilinmeyen bir dil’ yazmıştı, ona ithafen yazılmış. Biz de bu tweet’i dil problemlerine mizahi bir şekilde dikkat çekmesi açısından yaratıcı bulduk.”
Ali Yıldız, konuşmasında şöyle demişti: “Bilim, Kavaklık'ta yüzlerce ağacı alelacele kesmek değildir. Bilim, fikrinin uyuşmadığı öğretim görevlilerini görevlerinden etmek değildir. Bilim, ODTÜ Onur Yürüyüşü’nde anayasamızın bize verdiği barışçıl gösteri yürüyüş haklarını kullanan öğrencilerin üzerine polis göndermek değildir. Bilim, öğrencilerin derslerden nefes almaya fırsat bulduğu tek etkinlik olan bahar şenliklerini, sorunları çözmek yerine sorunları bahane ederek iptal etmek değildir. Bilim karşılaştığı ilk kriz anında öğrencilerle olan bütün diyalogu bitirmek, sonra da hakkını arayan öğrencileri soruşturmalarla korkutmaya çalışmak değildir.”
Bir baskılama sürekliliği var ediliyor artık. Devletlinin halkının / yurttaş denilegelen ol kitlenin yaşadıklarına kayıtsızlığı bir biçimde yepyeni baskılama hallerini süreğen / daim bir mesele dönüştürüyor. Orta Doğu Teknik Üniversitesi okul birincisi olan Ali Yıldız’ın var ettiği meram bütün bu çürüme eksenine karşı bir nihai kazanımdır. Topyekun kafasını kuma gömenlerden olmak yerine cerahati var edenlere birkaç satır da olsa seslenebilmek bugünün ülkesine o kuşatma hali içerisinde her nasıl cenderelerle sarsıldığını memleketin de göstere gelir. Sorunları çözümsüzlüğe rehin ederek, duraksamadan yepyeni badireler ve aşılamayacak engeller icat ederek bir hayata varılamayacağı aşağı yukarı bir asırdır daha yakın zamanlarda da pek çok müştereği buluşturmuş olan Gezi Parkı direnişi sırası ve sonrasında seslendirildiği bir zeminin bugününde yolun da yordamın da her nasıl aynı tornalarda sıkıştırılmaya çalışıldığı gözler önüne serilir. Böylesi bir patavatsızlık içerisinde bunca keskin ayrıştırma hallerinin ortasında, gerçeği konuşmak ne ara söz konusu olacaktır. Gerçek diye önümüze serilmiş olagelen ol yalın kindar, örtbas etme hallerinden mülhem yalanlara artık yeter diyebilmek ne zamandır, hangi zaman!
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2024
Görsel: Universal Pattern I – Tina HAGE – Tique Art
Meramda Paylaşılan Haber
Yıldız: "Rektörlük Öğrenci Olmadığımızı İddia Ediyordu, Okul Birincisi Olarak Düşüncelerimi Söyledim" - Tuğçe YILMAZ - Bianet https://bianet.org/haber/rektorluk-ogrenci-olmadigimizi-iddia-ediyordu-okul-birincisi-olarak-dusuncelerimi-soyledim-299341
0 notes
rayhaber · 6 months ago
Text
Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı: Kadına ve Çocuğa Yönelik Şiddet, Ekonomi ve Dış Politika Gündemi
Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı Bugün, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda toplanacak olan Cumhurbaşkanlığı Kabinesi, iki haftalık bir aranın ardından önemli konuları masaya yatıracak. Toplantının gündeminde hem iç hem de dış politika ile ilgili pek çok mesele yer alıyor. Özellikle, son dönemde artan ve toplumda ciddi tepkilere yol açan kadın…
0 notes
devrimcidinno1 · 1 year ago
Text
📌 2023'te 7 bin 88 kişi çocuk istismarı suçuyla cezaevine girdi
🎙 Güçlü Özgan: "Cezasızlık algısının güçleniyor olması asıl sorun. Yoksa dünyanın en gelişmiş ülkelerinde de benzer olaylar yaşanıyor." https://youtube.com/watch?v=SRPu7VXHBwk&si=u1TJZwJuuqpPJE_Q
0 notes
pazaryerigundem · 1 month ago
Text
Bilişim suçlarıyla etkin mücadele... Banka ve telefon aboneliklerine sıkı denetim
https://pazaryerigundem.com/haber/209933/bilisim-suclariyla-etkin-mucadele-banka-ve-telefon-aboneliklerine-siki-denetim/ -
Bilişim suçlarıyla etkin mücadele... Banka ve telefon aboneliklerine sıkı denetim
Tumblr media
Türkiye Yüzyılı’nın ilk belgesi olan 4. Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde yer alan düzenlemelerle banka ve finans kuruluşlarının görev ve yetkilerinin kapsamı genişletilerek sorumlulukları artırılacak. Banka, finans kuruluşları ile mobil operatörlere yönelik yeni yükümlülükler ile bilişim suçlarıyla daha etkin mücadele edilecek.
ANKARA (İGFA) –  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 22 Ocak’ta açıkladığı Yargı Reformu Strateji Belgesi, 5 amaç, 45 hedef ve 264 faaliyetten oluşuyor.
Adalet Bakanlığı’nın resmi internet sitesinde yer alan habere göre adalete güvenin daha da artmasının, vatandaşların yargı hizmetlerinden en adil ve en etkin bir şekilde yararlanabilmesinin, temel hak ve özgürlüklerin korunarak güçlendirilmesinin, cezasızlık algısının ortadan kaldırmasının amaçlandığı belgeyle daha güvenilir ve erişilebilir adalet sisteminin tesisi sağlanacak.
Hukukun üstünlüğünü esas alan, öngörülebilir ve gecikmeyen bir adalet sistemi vizyonuyla hazırlanan Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin 3. Amacı olan Ceza Adalet Sisteminin Etkinliğinin Artırılması kapsamında banka ve finans kuruluşları ile telefon abonelikleri üzerinde gerekli düzenlemeler yapılacak.
ATM KAMERASINDA GÖRÜNTÜSÜ TESPİT EDİLEMEYEN KİŞİLER, İŞLEM YAPAMAYACAK
Başta bankacılık ve bilişim sistemi kullanılmak suretiyle işlenen dolandırıcılık ve hırsızlık suçları olmak üzere, ceza yargılamasında el koyma ve müsadereden kaynaklanan sorunların çözümüne yönelik düzenlemeler yapılacak.
Yargısal süreçlerde yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenilen bilgi veya belgenin 10 gün içinde gönderilmemesi halinde yargısal süreçle ilgili banka ve finans kuruluşlarına idari para cezası verilmesine imkan tanınacak. Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenen suçlarda ilgili hesap belirli bir süre askıya alınacak. Askıya alınan hesapta bulunan suça konu menfaate CMK’nın 128.  Maddesinde belirtilen rapor alma şartı aranmaksızın el konulabilecek. El konulan suça konu menfaat, suçtan zarar gören mağdura ait olduğunun anlaşılması halinde sahibine iade edilecek.
Yapılacak düzenlemeler kapsamında ayrıca banka ve elektronik ödeme kuruluşlarının çipli kimlik belgesi doğrulamadan hesap açılamayacak. Tespite elverişli yüz görüntüsü ATM güvenlik kamerası tarafından tespit edilemeyen kişiler, ATM cihazlarından işlem yapamayacak. Değişiklik kapsamında ATM güvenlik kamerası kayıtlarının en az 2 yıl süre ile saklanacak.
TELEFON ABONELİKLERİ GÜNCELLENECEK
Suçların önlenmesi amacıyla telefon aboneliğinin kurulması bazı kimlik doğrulama yöntemleri uygulanmak suretiyle sıkı kurallara bağlanacak olan Yargı Reformu Strateji Belgesinde, yeni düzenlemelerle tüm telefon abonelik kayıtlarının güncellenmesi sağlanacak ve belirlenecek süre içinde abonelik kayıtları güncellenmeyen hatlar iletişime kapatılacak.
Vatandaşların en fazla 3, yabancıların ise en fazla 1 mobil haberleşme hattı olabilecek. Dolandırıcılık suçlarında kullanıldığı tespit edilen telefon hatlarının bağlantısı kesilebilecek.
Yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenilen bilgi veya belgenin 10 gün içinde gönderilmemesi halinde Cumhuriyet savcısı tarafından operatör şirketlere idari para cezası verilmesine imkan tanınacak.
Tumblr media
0 notes
futbolpenceresi · 1 year ago
Text
SKANDAL BAHCE
Umut Ozan Darıcı, 17 Nisan 2023
İsterse kıyamet kopsun ama adalet yerini bulsun
Sadece ismi "Süper" olan bir lig yerine senaryosu acemice yazılmış kötü bir dizi izliyor gibiyiz
"Normal" kelimesinin Türk Dil Kurumu'ndaki karşılığı, "Kurala uygun, alışılagelen, olağan, düzgülü, aşırılığı olmayan, uygun" ve "Aşırılığı, eksikliği ve taşkınlığı olmama, ortalama durum" olarak açıklanır.
Kelimenin en doğru anlatımı "Kurala uygun" ifadesi olsa gerek. Zira çokça kez göreceli bir kavram olarak karşımıza çıkar. Bir başkasının normali, bir diğeri için aynı normallikle karşılanamayabiliyor.
Ads by
Kiosked
2022-2023 sezonunda yaşananlar da birileri için "normal", birileri için sıradanlaşmaya başladı.
Spor Toto Süper Lig'in 29. haftasında oynanan Fenerbahçe-Ankaragücü maçında saha içinde yaşananlar, "normal"liğin sınırlarını aşmış durumda olmasına karşın, spor basını her şeyi "normal"leştirerek, ucundan kıyısından bile dokunma ihtiyacı hissetmiyor.
Oysa hiçbir şey yaşanmamış 45 dakika sonunda, karşılaşmanın hakemi Atilla Karaoğlan, önce Jorge Jesus tarafından saha ortasında "fiziki" müdahalede de bulunularak tehdit ediliyor. Bununla yetinmeyip parmak sallıyor, orada da durmuyor, penaltı pozisyonuyla birleştirip bunları maç sonunda Instagram hesabında paylaşıyor. Verdiği mesaj açık, "hakemi yola getirip penaltıyı aldırdım."
İlk 45 dakikanın bitimiyle maçın hakemleri soyunma odalarına gidemiyor zira Fenerbahçeli yöneticiler Selahattin Baki ve Ahmet Ketenci tarafından önce çıkışları engellenerek, çıkış tüneli önünde, sahanın içine dalarak "tehdit" ediliyor. Bu da kesmemiş olacak ki, hakem odasına girilerek, küfürlerle sahaya yollanıyor.
Burada Ahmet Ketenci ismine ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Maçın hakemlerine parmak sallayarak bir şeyler söyleyen bu şahıs, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın büyük oğlu Burak Erdoğan'ın eşinin ağabeyi. 2012 yılında Aziz Yıldırım yönetimine yedek olarak giriyor, daha sonra Başakşehir kulübünde yöneticilik yapıyor. İBB'ye ait Bel-Tur'da yöneticilik yapmış. Türkiye'de Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yakın her isim gibi dokunulmazlık zırhı kuşanmış olmalı ki, olmaması gereken saha içine kadar girip, hakem tehdit edebiliyor. Çünkü bunun başka bir açıklaması yok.
Süper Lig'de bu haftadan sonra buna benzer olaylar yaşanırsa kimse şaşırmasın. Zira anormal bir durum sanki normalmiş gibi karşılanarak, yaşananlar normalleştirmeye çalışılıyor. Ne kimse sesini çıkartıyor, ne de konuşuyor. Sanki hiç yaşanmamış gibi üzerine bir örtü çekip unutulması sağlanıyor.
Tüm bu yaşananlarda en ilginç şeyse, sözü geçen maçın ilk 45 dakikasında infial yaratacak bir şey yaşanmaması. Oysa tepkilere bakıldığında sanki Ankaragücü'ne iki kırmızı kart verilmemiş, Fenerbahçe aleyhine çıkan tüm kararlar yanlışmış gibi.
Aslında mesaj çok açık ve berrak, "ama öyle ama böyle bize istediğimizi vereceksiniz."
Yeri gelir teknik direktörümüz tehdit eder, yeri gelir yöneticiler sahanın içine dalıp tehdit eder, gerekirse de hakem odası basılır.
Bunlara ne cezalar verilecek, takip edeceğiz hep birlikte. Ancak şunu bilmekte fayda var ki; cehenneme giden yola taş döşemeye başlarsanız, o ateş er ya da geç sizi de yakacaktır.
Atanmış Türkiye Futbol Federasyonu'ndan ya da başkanı Fenerbahçe yöneticisinin maaşlı çalışanı olan Merkez Hakem Kurulu'ndan bu konularda bir tepki göstermesini beklemek, çocukça bir iyi niyetten başka bir şey olamaz.
Türkiye Süper Ligi, eşi benzeri görülmemiş bir sezon yaşıyor. Tüm dünyada futbolda yanlış kararların verilmemesini sağlayan VAR sistemi, ülkede herkesin gözünün içine baka baka lig yarışının daha "heyecanlı" geçmesi için kullanıyor.
Sadece ismi "Süper" olan bir lig yerine senaryosu acemice yazılmış kötü bir dizi izliyor gibiyiz. Birilerinin daha ilk haftalardan itibaren yazmaya çalıştığı acemi senaryoda sadece bir takım için uygulanan VAR kayıtlarının açıklanması, verilen verilmeyen penaltılar, kırmızı kartlar, cezalardaki standartsızlık, cezasızlık, şımarık zengin çocuğunun istediğini gerekirse zor kullanarak almaya çalışmasıyla artık sona geliniyor.
Bu dizinin nasıl bir sonla biteceği hâlâ meçhul. Çünkü herkes biliyor ki, dizinin asıl oğlanı sayılabilecek hakemler maçı dilerse bir elden diğerine verebiliyor. İsterse olmayan uzatmayla maç skor tayin ediyor, isterse olmayan kırmızı kartı veriyor. Hiçbiri olmuyor mu? Çaresiz değilsiniz; o zaman da imdat çekicini eline alıp, penaltı tuşuna basıyor.
Mide bulandırıcı, artık rayından çıkmış her şeyin bir arada yaşandığı bu sezon, şampiyon kim olursa olsun çok konuşulacak. Eğer gerçekten futbolseverseniz, bu oyuna inancınız varsa konuşulması da gerekir.  
Sahi sezon başında "FETÖ"cü ilan edilen Türkiye Futbol Federasyonu neden "iyi niyetli" oldu ve MHK'ya ilişkin şüpheleri olanların şüpheleri ne zaman ve neyin karşılığında giderildi? Bunu da merak etmemek mümkün değil.
İsterse kıyamet kopsun ama adalet yerini bulsun...
0 notes