#Edebiyat Dostları
Explore tagged Tumblr posts
yurekbali · 2 months ago
Text
"Bir şiirin oda arkadaşı olabilirsin Sana yaklaşmaya çalışan Sana yakışmaya çalışan Kara yalnız sıkılgan bir şiirin
Bir şiirin masa arkadaşı olabilirsin Seni tanımaya başlayan Seni tutmaya başlayan Bozbulanık kıyıda köşede atılgan bir şiirin
Bir şiirin yol arkadaşı olabilirsin Seni konuşturmaya çabalayan Sana yazdırmaya çabalayan Kekre kuralsız sokulgan bir şiirin (...) Buyur Hoş geldin"
- Süreyya Berfe, Hoş Geldin (Kalfa, Toplu Şiirler, 1965-2015)
7 notes · View notes
muslumanbeyefendi571 · 20 days ago
Text
Tumblr media Tumblr media
Ders 2 :
SADAKA;
Sadaka emir değildir.
Mânevî mecburiyet ve mesuliyet korkusu yoktur.
Sadakanın zenginlik, mal, servet, para ile alâkası yoktur.
Sadaka; sözle, güzel lâflarla, iyi hareketle, yardımla, dua ile, her şeyle olur.
Sadaka, oruçdan efdaldir.
Resûl-ü Ekrem sadaka kabul etmezdi.
Kimsenin rızkına müdahale etmemek için.
Sadaka, zekâtdan büyüktür.
Sadakadan hisse alınması için zekât emrolunmuştur.
Sadaka azaba müteveccihtir.
Mal, paraya değil.
Rızık artıklarından sadaka verilemez.
Eski pantolon, ayakkabı, ceket, ölü elbisesi ve malzemesi sadaka olmaz.
Belki yardım olur.
Dünyada kalır.
Sadaka “ahsen” olmalıdır.
Sadaka mânâ i‟tibariyle HAKK‟ın Er REZZÂK olduğunu tasdik etmek. Şükretmek,
HAKK‟ın emirlerine bilhassa zekâtın mikroskobik nüvesidir.
Zekât emirdir.
Bu emre itaatin altında ALLAH‟a hakiki iman ve peygamberi tasdik vardır.
Bunların altında da ALLAH‟ın rıza ve sevgisi gizlidir.
Emrin yapılmaması düşüncesi imanın hakiki olmadığını ve ALLAH‟a karşı isyan hâlini
doğurur ve insanda mânevî mesuliyet korkusunu kaldırır.
Zekâtı verilmeyen mal, servet, paranın verilmeyen kısmı da helâl değildir.
Haram mıdır?
Onu söyleyemem.
Namaz, oruç, hac, zekât, bunların hepsi dünyada kullara farz olduğunu bildiği hâlde bunları yapmadığından dolayı azap yoktur.
O azabı dünyada çeker.
Fakat zekât vermediği takdirde sorgu vardır.
Sorgunun sonu gelmez.
Azap çekilir biter fakat sorgu öyle değildir.
“Ebediyyen azapdadır”.
Bu sorgunun ismidir...
Mubah, helâl, câiz değildir gibi kelimelerin mânâları haramdır. Günahdır demek değildir.
Bu iş islamın en ince meselelerindendir.
Haram, helâl, günah, sevab, ecir, mubah bunları bilmek hem de çok iyi bilmek lâzımdır.
Bunlarda küfre kadar, inkâra kadar giden anlaşılması güç ince tehlikeler gizlidir.
ALLAH‟a seksiz şüphesiz inanmanın ve inkârın dönüm noktasıdır. “Kur‟âna” mubah giremez.
7 notes · View notes
bigcollections · 1 year ago
Text
KADİKOYANTİKAALANYERLER - PRO+
Tumblr media
Kadıköy Antika Alan Yerler: Edebiyatın İzinde İkinci El Kitaplar Edebiyat tutkunları, nostaljiye özlem duyanlar ve kitap dostları, Kadıköy Antika Alan Yerler'i keşfedin! Sadece bir kitap alanlar satış noktası değil, aynı zamanda edebiyatın büyülü dünyasına kapı aralayan bir deneyim yaşatan bu yer, ikinci el kitap alanlar için bir cennet. Edebiyatın İzinde İkinci El Kitaplar: Geniş Koleksiyon: Kadıköy Antika Alan Yerler, geniş bir koleksiyon sunarak farklı dönemlere ait ikinci el kitapları bir araya getirir. Eski kitaplar alanlar seçeneği ile, nadir bulunan eserler ve klasikler, bu adresin raflarında sizi bekliyor. Edebiyatın Değerleri: Her kitap, kendi içinde bir hikaye barındırır. Kadıköy Antika Alan Yerler, eski kitapların değerini bilir ve bu değeri koruyarak kitapseverlere sunar. Antika kitaplar arasında dolaşırken, unutulmaya yüz tutmuş eserlerle karşılaşabilirsiniz. Kitap Alanlar ve Satanlar: Eğer siz de kitaplarınızı paylaşmak ve yeni kitaplar edinmek istiyorsanız, Kadıköy Antika Alan Yerler'i ziyaret edebilirsiniz. İkinci el kitap alanlar yerler için uygun bir alışveriş ve takas platformu sunar. Nostaljik Atmosfer: Kitapseverler için önemli olan sadece kitapların içeriği değil, aynı zamanda kitapların bulunduğu atmosferdir. Kadıköy Antika Alan Yerler, nostaljik bir atmosfer sunarak sizi geçmişe götürür. Kadıköy Antika Alan Yerler ile Kitap Dünyasına Yolculuk: Unutulmaz Anılar: Her kitap, okuyucusuna unutulmaz anılar yaşatır. Kadıköy Antika Alan Yerler, eski kitaplar aracılığıyla geçmişe bir yolculuk yapmanızı sağlar. Koleksiyonerler İçin Fırsat: Nadir bulunan eserleri arayan koleksiyonerler için Kadıköy Antika Alan Yerler, önemli bir fırsat sunar. Eserler arasında gezinirken, koleksiyonunuzu zenginleştirecek pek çok özel baskıya ulaşabilirsiniz. Edebiyatın Zenginliği: Kadıköy Antika Alan Yerler, edebiyatın zenginliğini keşfetmek isteyen herkesi bekliyor. Klasiklerden modern eserlere, şiir kitaplarından tarih kitaplarına kadar geniş bir yelpazede seçenek sunar. Kadıköy Antika Alan Yerler'i ziyaret edin, kitap kokulu bir dünyada gezinin ve edebiyatın büyüsüne kapılın. Kadıköy Antika Alan Yerler ile kitap alım satım hizmetlerinin büyülü dünyasında keşfe çıkın!
1K notes · View notes
pazaryerigundem · 7 days ago
Text
Sosyal medyada neden bu kadar görünmek istiyoruz?
https://pazaryerigundem.com/haber/208956/sosyal-medyada-neden-bu-kadar-gorunmek-istiyoruz/ -
Sosyal medyada neden bu kadar görünmek istiyoruz?
Tumblr media
Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin Şubat Kültür Takvimi kapsamında OSM’de “Kelimelere ve Hikayelere Tutunmak” söyleşisinde sevenleriyle buluşan Yazar Tarık Tufan, yeni çağın tüketim olgusunu ve sosyal medyanın getirdiği tehlikeleri anlatırken, “Emojilerle konuşan, sanat yoksunu bir topluma mı evrildik? Bugün, 80 yıl önce yazılmış edebiyat klasiklerini sadeleştirerek okumak zorundayız. Çünkü o kelimeleri kaybettik” dedi.
SAKARYA (İGFA) –Sakarya Büyükşehir Belediyesi Şubat Kültür Sanat Takvimi, kapsamında birbirinden değerli konukları sanatseverlerle buluşturuyor.  
OSM’de buluştular
Bu kapsamda son olarak Sakaryalı sanat dostları, Ofis Sanat Merkezi’nde (OSM) “Kelimelere ve Hikâyelere Tutunmak” isimli söyleşide bir araya geldi.
Yazar Tarık Tufan, konuşmacı olduğu programda yeni yüzyılın iletişimde getirdiği değişimi, tüketim olgusunu ve toplumu kültürel açıdan etkileyen yeni alışkanlıkları anlattı.
“Sosyal medyada neden bu kadar görünmek istiyoruz?”
Yüzyılın iletişim çağı olarak isimlendirilse de olumsuz yansımalarının olduğunu belirten eden Yazar Tarık Tufan şöyle dedi: “Peki, çağımızın kelimesi ne olabilir? Belki de ilgi manyaklığı. Sosyal medyada neden bu kadar görünmek istiyoruz? Ürettiklerimiz azaldıkça fark edilmek istiyoruz. İletişimin en yoğun olduğu yüzyılda bu kadar yalnız olabileceğimiz söylenmemişti bize. İletişim çağında yaşıyoruz ama birbirimizi anlamıyoruz. Masaya oturduğumuzda yüzümüze bakmıyoruz, en yakınımızdakileri bile değersizleştiriyoruz.”
“Emojilerle konuşan bir topluma evrildik”
Sosyal medyadan söz eden Yazar Tarık Tufan şöyle dedi: “Biliyor musunuz, zamanın ruhunu temsil eden kelimeler çok önemli. Çağın kelimeleri değişiyor, dönüşüyor ve bazen fark etmeden hayatımıza giriyor. Bir sabah uyandık ve durduk yere ‘Dubai çikolatası’ yemek istedik. Peki, neden? Çünkü beslendiğimiz kaynaklar değişti. Artık keşfet sekmesi hayatımızın bir parçası. Peki, gerçekten biz mi istiyoruz, yoksa birileri bizim yerimize mi karar veriyor?Tüketim olgusu, arzusu… Belki de hepimiz ilkel zihinlere dönüşüyoruz. Emojilerle konuşan, sanat yoksunu bir topluma mı evrildik? Bugün, 80 yıl önce yazılmış edebiyat klasiklerini sadeleştirerek okumak zorundayız. Çünkü o kelimeleri kaybettik”
Programın son bölümünde Yazar Tarık Tufan soruları yanıtladı, programdan sonra yoğun ilgiyle kitapseverlerin kitaplarını imzaladı.
Tumblr media
0 notes
gundemarsivi · 7 months ago
Text
Tumblr media
Enver Karagöz Şiir Yarışması
✍🏻 Hayrettin Geçkin
https://www.gundemarsivi.com/enver-karagoz-siir-yarismasi/
12 Eylül’le birlikte Artvin Öğretmen Okulu işkence hane haline getirildi ve çok sayıda insan orada işkence gördü. İşkence görenlerden biri de Enver Karagöz’dü. Karagöz şairdi, edebiyat öğretmeniydi. Bir daha güzel şiirler okumasın, yaptığı konuşmalarla insanların yüreğini havalandırmasın diye boğazına kaynar su dökülerek sesini aldılar işkence sırasında.
O haliyle bir süre Almanya’da mülteci olarak yaşadı. 2007’de kaybettik onu. Bir Direnç Gülü olarak kaldı belleklerde Enver Karagöz.
Onun adına Almanya’nın Köln şehrinde uzun zamandan beri edebiyat etkinlikleri düzenlenmektedir. Bu şiir yarışması onun adına düzenlenen etkinlikleri desteklemek, Direnç Gülü Enver Karagöz’ü ve ona yapılanları unutturmamak amacı taşımaktadır.
Seçici kurul (jüri); Neşe Yaşın, Emel İrtem, Sezai Sarıoğlu, Hayrettin Geçkin ve Şeref Bilsel’den oluşmaktadır.
Yarışmaya katılmak isteyenler, herhangi bir yerde yayınlanmamış birer şiirini 1 Ekim 2024 tarihine kadar [email protected] adresine gönderebilirler.
Yarışma sonuçları 12 Ekim’de yapılacak Enver Karagöz Edebiyat Dostları Etkinliği sırasında açıklanacak ve yarışmaya katılacak şiirlerin tamamından bir şiir sergisi oluşturulacaktır. Ayrıca yarışma sonucunda ilk üçe giren eserlere çeşitli ödüller verilecektir.
***
< 1x
“Direnç Gülü” Enver Karagöz Üzerine…
Enver Karagöz, bu toprakların direngen ruhunu taşıyan, geleceği umut ve sevgiyle dokuyan bir insandı. Onun varlığı, bir güneş gibi penceremizde beliren ve odalarımıza sıcaklık katan bir ışık gibiydi. Kendi adımlarıyla, sessizce ama kararlı bir şekilde ilerleyen, kimseye duyurmadan ama herkese dokunan bir yürekti. Kitaplar, sanat ve edebiyat onun mücadelesinin ana yollarıydı; bu yollarda ilerlerken insanları barışa, aşka ve daha güzel bir dünyaya inandırdı.
“Bizi sesimizden vurdular
dilsiz kuşlar evreninde
adressiz bir mektuptuk
postacı kendisi yazdı adresimizi
bu yüzden
ne biz bir yerlere ulaştık
ne bir yerler bize (b)ulaştı
gel demek kolay
bir bağırtı nefes
bir çırpı kanat
kaç okyanus tükettim içimde
bu kaçıncı Kafdağı
Bizi düşlerimizden vurdular
masallarımız kanadı
üç elma düşmedi gökten
ağzımız küçüldü
bundandır çıkamadığımız kerevetine
dön demek kolay
Kimse var mı orda
sessizliğimizi duyacak biri
yorgun değiliz
uzun kalmayacağız
hatta
girmesek de olur içeriye
bir merhaba yeter
masal sürsün diye”
Enver Karagöz, sadece bir öğretmen ya da şair değildi. O, insanlığın en temiz yüzlerinden biriydi; dilsiz bir evrenin içinde bile sesini duyurabilen, yüreklerde yankı bulan bir sestir. Onunla ilgili her anı, her sözcük, onun insanlığın oğluyduğunu gösterir. Kavgalarını sanat ve edebiyatla yürütmüş, düşünceleriyle kalplere dokunmuş bir rehberdi. Karşısına çıkan her türlü zorlukta, insanlığa dair umutları yeşertmiş ve bu umutları kalemiyle bizlere aktarmıştır.
“Ayak sesleri
kısa adımlı
kendinden emin
sirensiz
düdüksüz
postalsız
bir ses
bir güneş penceremde
ya gülüşüm olsun
kapının aralığında
ya duruşun dolsun odama
sıcaklığınla
eylülsüz gel ne olur”
Enver ağabeyin mücadele dolu hayatında, sadece idealleri değil, aynı zamanda insanlara olan sevgisi de onu farklı kılmıştır. Köyünde, büyük bir ciddiyetle genç bir öğrenciyi (beni) karşılayıp, ona yaşamın ve bilginin değerini anlatarak beyinleri yıkamaya değil, aydınlatmaya çalışmıştır. Onun bir sözcüğü, ateşten ve sudan yorgun düşmüş bir dünya için umut olmuş, tomurcuklara, tohumlara dönüşerek aşk ve devrim olarak patlamıştır.
“Böylece
yolcu etti beni bir kitap
başka bir kitaba
öyle öyle ulaştım
kendime, sana, dünyaya
yazardan aldım sözü
biraz da ben yürüdüm
yaklaştım güzelliğine
kendimin, senin, dünyanın…”
Enver Karagöz, o büyülü ses tonuyla yalnızca şiirler okumaz, o şiirleri yaşar, adeta onlarla nefes alırdı. İnsanların yüreklerine kazınan sözleri, onun yaşamının bir yansımasıydı. Onun dünyasında, aşk ve devrim iç içe geçer, insanı insan yapan değerlerin peşinde bir arayışla harmanlanırdı. Yaşadığımız karanlık zamanlarda bile, onun ışığıyla aydınlanan yollarda ilerlememizi sağlar.
“Ne güzeldir yaşamak
Bir ırmak gibi coşkunca
Dağların üzerinde yürümek
Bulutlara değdirmek başımızı
Sıcak ak bir somun
Koltuğumuzun altında
Kırlara çıkmak
Karışmak insanların arasına
Milyonların arasına…”
Enver ağabey, hayata sadece mutlu olma amacıyla bakmayan, aynı zamanda yararlı olmayı, bir fark yaratmayı ve şefkatle dünyaya dokunmayı bilen bir insandı. Onun varlığı, bugün bizlere hala bir yol gösterici, bir direniş sembolü olarak ilham vermektedir. Gerçek bir insanlık dersi veren, vicdan sahibi bir kale olarak yaşadı. Ve o, bizlerin hayatında bir Direnç Gülü olarak hep var olacak, asla unutulmayacak. O unutulmadığı sürece, dünyanın daha güzel bir yer olması için satırları ve sesi en güzel yarınlara ulaştıracak.
“Diren! Ey kalbim
Diren! Hayasızlığa
Namussuzluğa
Diren! Kötüye
Çirkine, yanlışa
Diren! Yenilme”
Enver Karagöz’ü anlatmak, onun yaşamını sadece bir anı olarak hatırlamak değil, aynı zamanda onunla birlikte var olan değerleri yaşatmak anlamına gelir. Onun adımları, onun sesi, bizim için hala bir umut kaynağıdır. Bu umutla, onun anısını ve mirasını yaşatmaya devam edeceğiz ve o, içine düşürülmek istendiğimiz karanlık, umutsuzluk ve geleceksizleştirme politikaları karşısında bizlerin önünde duran bir çoban ateşi ve bir gemici feneridir. İçimizde hiç sönmeyecek olan adil, eşitlikçi, özgürlükçü bir dünya arzusudur. Böyle bir dünyanın mümkün olduğuna dair inançtır. Böyle bir dünyayı yaratmak için baş başa, düş düşe verdiğimizde şiirin bize katacağı güçtür.
“Böylece
yolcu etti beni bir kitap
başka bir kitaba
öyle öyle ulaştım
kendime, sana, dünyaya
yazardan aldım sözü
biraz da ben yürüdüm
yaklaştım güzelliğine
kendimin, senin, dünyanın…”
Hayatın amacı sanırım yalnızca mutlu olmaya indirgenemez. Yararlı ve şefkatli olmak; en önemlisi fark yaratmak; katkıda bulunmak, bir şeyi temsil etmek ve yaşamış olmakla bir değişim meydana getirmek olmalı hayatın amacı… İzin verirseniz, tam da bu tanıma uygun yaşamış Enver ağabey için yazdığım ve ona ithaf ettiğim bir şiirimi paylaşmak istiyorum şimdi de:
bir sözcük olsa
bir sözcük ki
ateşten ve sudan yorgun
düşmüş yollara bir başına
üşümüş belki
aç susuz yaralı
yüzü dağların rengi
teni toprak kokusunda
gelip bir delik bulsa kalbimde
dünyanın bütün acılarının dolduğu
ordan içeri girse
bir çiçek hızıyla yürüse
yürüse
yurdum ol diye bağırdığını duymamış olabilirim
benim suçum
avazı yırtılmışsa
gördüğüm düş
kutsal kitapların hiçbirinde yok
sözcük dilencisiyim aslında
bu yüzden diyorum
bir sözcük olsa
bir sözcük ki
ateşten ve sudan yorgun
tomurcuğa mı dönüşür
tohuma mı
hiç bilmem
aşk ve devrim olarak patlasa içimde
dağılsa yeryüzüne
Hayrettin Geçkin
1 note · View note
tredsanat · 1 year ago
Text
SERGİ
Sevgili sanat dostları Sanat ve Edebiyat buluşmamızın 5.sini 23-26 Ocak tarihlerinde Çanakkale’ de gerçekleştiriyoruz. Çanakkale Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Sergi Salonunda yapılacak olan Bu etkinliğe katılmak isteyen arkadaşların sergileyecekleri eserlerinin birer örneği ve yazar arkadaşların ise imzalayacakları kitapların birer g��rsellerini göndermeleri gerekmektedir. Katılım koşullarına…
View On WordPress
0 notes
benegeminincisi · 2 years ago
Text
Gülmekten çenenizin, karnınızın ağırdığı bir arkadaşınız varsa gerisini boşverin >>>
26 notes · View notes
yorgunherakles · 3 years ago
Quote
biz aynı yalnızlığı yaşamıyoruz.
amin maalouf - empedokles’in dostları
50 notes · View notes
emr4hy4kut · 4 years ago
Text
Sen içine yönel dışından seni habersiz sansınlar ne güzel hâldir ki o; Sen Akıllı ol, seni deli sansınlar.
{Selmân-ı Farîsi r.a}
Tumblr media
43 notes · View notes
gokhanergur · 2 years ago
Text
Tumblr media
25 Aralık’ta Kahramanmaraş’ta kıymetli Erol Göka ve Mustafa Ulusoy hocalarımızla beraber “Edebiyat Kalbe İyi Gelir mi?” sorusuna yanıt arayacağız. Müsait olan dostları bekleriz.
3 notes · View notes
yurekbali · 3 years ago
Text
Tumblr media
Bilin istedim. O yanımdaki iki güzel kalbi... Tarih 21 Ağustos 2021. Yolumuz Burdur’un Ağlasun ilçesine düştü. Daha önce de gelmişliğim vardı Ağlasun’a ama detaylı bir şekilde gezip görme imkânı bulamamıştım. Bu sefer Sagalassos antik kentinin her bir yeri adım adım gezildi ve sonrasında da Ağlasun... Bu gelişin en önemli noktası ise anılarda iz bırakacak iki güzel insanı görebilmek, oturup sohbet edebilmekti dostça. Ağlasun denince, Türk şiirinin en önemli isimleri arasında yer alan şair Hasan Hüseyin Korkmazgil gelir aklıma. Ağlasun’un damadı. Sagalassos yolu üzerinde yemek yediğimiz belediye işletmesinde sordum ilk Hasan Hüseyin’i. Büyük şairi tanımayan yoktu. İşletmenin aşçısı ile sohbetimiz bile oldu şair üzerine. Ailesinin şu an Ağlasun’da olmadıklarını dile getirdiler konuşmanın sonunda da. Ağlasun’un merkezine indiğimizde, asırlık ulu çınarın yanındaydı dalgalı gür saçlarıyla Hasan Hüseyin. Anısına yapılan büst ve üzerinde şiiri olan anıt... AĞLASUN AYŞAFAĞI Ağlasun dedikleri bir esim yel bir içim su Binyıllar ötesinden bir ulu çınar Dağlarla sularla yıldızlarla söyleşiyor Evreni kıpır kıpır duyuran yapraklarıyla. Bir taze çığlık gibi Asya'dan geldikleri doğrudur Çetin bir güneşin parıltısını katıp önlerine En eski insan denizleriyle kaynaşıp bir oldular Yaslandılar Sagalassos’un ayışıklı yamaçlarına Buldukları, mermerde nakış gibi ışıldayan bir uygarlıktı Suyu aziz, yeşili can, canı insan bildikleri doğrudur! Öldük Mermer de ölür Ey şarkılar Alın bizi Hasan Hüseyin Ağlasun’a ayaklarınız değdiğinde uğrayın bu anıta, okşayın Hasan Hüseyin’in dalgalı gür saçlarını, okuyun bir kez daha yukarıda yazan dizeleri ve görün, şaşırın ulu çınarın kaç bin yıldan beri ayakta durduğuna, o muhteşem duruşuna. Hasan Hüseyin’in evini, eşi Azime öğretmeni ve oğlu Temmuz’u sorduk. Tarif ettiler... “Üç katlı bir ev. Dış cephesinde boydan boya büyük bir Atatürk resmi var.” Fethiye’de yaşayan ve zaman zaman da buraya gelen Azime öğretmeni ve Temmuz’u göremeyecektik ama hiç olmazsa Hasan Hüseyin’in evini görüp teselli bulmak istedik. Tarif edilen köşeyi döndüğümüzde boydan boya bir binanın yan cephesini kaplayan Mustafa Kemal Atatürk resmi ile karşı karşıya geldik. İşte bu. “Şair Hasan Hüseyin Anı Evi”. Hava ha karardı ha kararacak... Binanın önüne geldik. Pencereden yansıyan ışık içeride birilerinin olduğunu haber veriyordu bizlere. Birden sevinç duyduk. Karşı evin önünde oturan kişi, evdeler, diye seslendi. Ne şanslıydık ki yaklaşık bir saat kadar önce Azime Korkmazgil ve oğlu Temmuz Ağlasun’a, evlerine gelmişlerdi. Kapıyı heyecanla vurduk. Bir süre sonra açıldı. Temmuz’du. “bir oğlum olacak adı temmuz uykusuz korkusuz beter mi beter ben beynimi satarak yaşıyorum o benden proleter” Yıllar yıllar evvelinden ezberimde yer ettiğim ve severek de okuduğum bu şiirin dizeleri geçti birden aklımdan. “bir oğlum olacak adı temmuz öfkede benden fırtına sevgide deniz ne samanyollarının ulu kervanları susuzluğumun ne kutupşafaklarında tanrılaşması ilkelliğimin temmuz gibi sıcak ve bereketli temmuz gibi uçsuzbucaksız” Temmuz Korkmazgil... Temmuz’u Hasan Hüseyin’in şiirlerinden tanıyordum gençliğimden bu yana. Görmüşlüğüm, görüşmüşlüğüm yoktu. Uzun kır saçları, mütevazi yapısı ve duruşuyla 56 yaşında bir delikanlı. Ayaküzeri tanışma ve gelme nedenimizin ardından içeriye davet etti. Annesi yol yorgunuydu, uyuyordu. Uyandırmak istemiyorduk ama görmek de istiyorduk Azime öğretmeni. Temmuz hislerimizi anlamış olacak ki annesine usulca seslendi... Evet, bizleri o yol yorgunluğu ile kabul edişleri yüreklerinin güzelliğinden başka bir şey değildi. İçeri girdik. Girdik ama ev ev değil, kütüphane, bir müze belki de. Dört bir yanımızda kitaplar, tablolar, anılarıyla var olan eşyalar... İnsan resmen kaybolabilir bu dünyanın içinde. Ve işte, Azime öğretmen. Azime Korkmazgil. 88 yaşında, dik duruşlu, ela bakışlı, sevdada sevilesi, örgütlü yaşamda yoldaş, aydınlıklara ve güzel bir geleceğe inanmış, konuşkan, küçük bir hanımefendi. Oturduk karşı karşıya. Temmuz, yeni demlediği çaydan ikram etti. Ağlasun’a yaklaşık bir saat önce geldiklerinden ve ertesi gün tekrar Fethiye’ye döneceklerinden bahsedince ne kadar şanslı olduğumuzu bir kez daha anlatmama gerek yok sanırım. Karşılıklı sohbete başladık; şiirden, edebiyattan, siyasetten ve en çok da eşi Hasan Hüseyin’den. Temmuz da yanımızdayken aklıma o an gelen soruyu gülümseyerek sormak istedim nedense. “Hasan Hüseyin ‘Kavel’ isimli şiirinde, “ve izin verirlerse istinyeli emekçi kardeşlerim/ izin verirlerse kavel grevcileri/ ilk çocuğumun adını/ kavel koyacağım” demişti. Kavel koymamışlardı çocuklarının adına, Temmuz’du, neden?” 1963 yılında şairin ilk kitabı doğmuştu; “Kavel”. İşte o ilk kitap şairin ilk çocuğuydu. Temmuz ise 1965 doğumluydu. Ki daha Temmuz doğmadan aynı yıl bitirilen ve kitaba da adını veren Kızılırmak şiirinde Temmuz’un müjdesini veriyordu büyük şair; “bir oğlum olacak adı temmuz”. O zamanlarda da sormuşlar şaire. Ama dostları ilk çocuğunun zaten Kavel olduğuna inanmışlar ve oğluna da Temmuz adını vereceğine sevgiyle bakmışlardı. Azime öğretmen, eşi Hasan Hüseyin’le birlikte geçirdikleri yirmi yılın tanıklığını paylaşmaktan ve anlatmaktan gurur duyuyordu. Onun hayatına ve bıraktıklarına ışık tutmayı bir görev bilerek eşinin yaşam öyküsünü kaleme aldığını da dile getirdi. Üç cilt olarak yayımlanacaktı Hasan Hüseyin’in yaşam öyküsü. Ve şairin daha önce Bilgi Yayınevi’nde basılan kitapları, dizgi hataları düzeltilerek, yeni yüzü ve baskısıyla Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkarılacaktı artık. Anne ve oğul bunun çalışması içindeydiler. Antalya’da her ay düzenli olarak yaptığımız Dolunayda Şiir ve Müzik Gecesi etkinliğine uzun yıllar önce henüz benim içinde bulunmadığım bir dönemde katılmışlığı da vardı Azime Korkmazgil’in. O hatıraları da canlandırdık gözlerimiz ışıldayarak. Evin bir köşesinde Hasan Hüseyin’in çalışma masası bulunuyordu. Üzerinde daktilosu, fotoğrafları, kitaplar, kullandığı eşyalar... İnsanın hayranlıkla ve gözlerinin dolarak bakmaması mümkün değildi. Edebiyat ve şiir sohbet konusu olunca zamanın nasıl geçtiği anlaşılmıyordu. Şiiri ve edebiyat söyleşilerini seviyordum ama saatin ilerlemesi, dışarıya akşam karanlığının basması, yola çıkacak olmamız, ev sahiplerinin işlerinin yoğun, vakitlerinin kısıtlı ve ertesi gün tekrar yola çıkacak olmaları, yol yorgunlukları artık ayrılık vaktinin geldiğini haber veriyordu. Dostlukla teşekkür edip izin istedik. Sohbetleri ve güler yüzlülükleriyle bina dışına çıkarak uğurladılar bizleri. Işıldayan gözleri/yürekleri eksik olmasın... Yola çıktığımızda yüzümüzde gülümseme, içimizde bir sevinç vardı o iki güzel kalbi gördüğümüz için. Ve Hasan Hüseyin’in birkaç şiirini okudum sesli sesli. Kim bilir, belki yollarımız bir gün bir yerlerde yine kesişirdi. * * * “Anasının karnını tekmelediğinde Temmuz, kocaman ve çoook akıllı bir balıktı uzayda Proton - I uydusu Sovyetler'in ve çelik bir kelebekti Mariner - IV ense kökünde Merih'in. Şeftali emzikteydi Bursa'da, pamuk çiçekte Çukurova'da ve yeşil bir buluttu buğday Konya'da, Sivas'ta, Siverek'te. Ozan ozanca söylüyordu dünyanın geleceğini, işçi grevce, adını bile bilmediğimiz birileri vardı dünyanın bir yerlerinde; örneğin Singapur'da, Tahran'da belki, belki de Kordoba'da, Karakas'da mı desem Katanga'da mı, yoksa Roma'da mı Ankara'da mı, birileri bir yerlerde durmadan yontuyordu barışı mermer mermer, öfkeyi demir demir, sevgiyi tunç tunç doyumsuz günler aşkına...” - Hasan Hüseyin, Kızılırmak
23 notes · View notes
mustafasalihbozok · 6 years ago
Text
Tumblr media
Tarih 3 Haziran 1963'tü..
O gün Nazım Hikmet ölmüştü..
Can Yücel BBC Türkçe Radyosunda spikerdi..
Nazım'ın ölümünü dinleyicilere duyurma görevi ondaydı...
"Ben bunu okuyamam.. Ben Nazım'ın ölümünü kabul edemem" dedi..
Haberi okumadı...
O gün hiç çalışmadı..
Radyo da yayın yapamadı..
Ertesi gün görevinden istifa ederek, memlekete döndü..
Bakan çocuğuydu..
Cumhuriyet döneminin en önemli bakanlarından birinin hem de..
Çok bakan çoğundan farklıydı..
Çünkü hep geçim sıkıntısı çekti..
Basit yaşamayı seçti..
Türkçe'nin en matrak, en lafını esirgemeyen şairiydi..
Cemal Süreya, onun için “Can Yücel kadar değişik teknikler kullanmış bir başka şairimiz yoktur” derdi..
Şiirlerinde resmen ayar verirdi..
Ağır küfürler ederdi..
“Küfür ve argoyu halk kullanıyor. Yazdığımız şey, halkın nabzı ve ağzı olduğuna göre, küfür de kendiliğinden katılıyor işin içine. Aslında küfür bir özgürlük davasıdır” derdi..
Özgürlüğünü mısralara dökerdi.
“Şiirlerinde küfür etme diyorlar usûlsüz,
Lan bu kadar orospu çocuğunu nasıl anlatayım küfürsüz?”
Her şiirinde kendi ifadesiyle nasıl gol atacağının peşindeydi..
O, Türk şiirinin santrforuydu..
Şairliğinin yanı sıra, Almanca, İngilizce, Latince ve Yunanca bilirdi..
Çok çeviri yaptı..
Çevirileri başına iş açtı..
12 Mart muhtırasında Mao ve Che çevirileri için içeri attılar..
1974'te genel af ile özgür kalabildi.
Toplumsal sorunları hep gündeme getirdi..
Çarpık düzene mutlaka söyleyecek sözü vardı..
"Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Türk, öğün, çalış güven! demiş a,
Şimdilerde çalışan parasız, pulsuz
Çalışıyor paralıya
Güvenen varsa, parasına güveniyor
Üstyanı öğün babam öğün!
Dövün babam, dövün!"
Edebiyat kadar içkiye de düşkündü..
İyi rakı içerdi..
“İçim rakı, dışım su" derdi.
Nasıl rakı içileceğini de şöyle mısralara dökerdi.
"Rakı sofrasında susulmaz arkadaş,
Hıçkıra hıçkıra ağlayacaksın..
Arınacaksın gururundan, paşa gibi.
Şerefe ulan diyeceksin..
Şerefsiz Dünyaya inat şerefimize,
Kırar gibi tokuşturup kadehleri,
Gırtlağınla seviştireceksin meyleri..
Gömeceksin kendini şişelerin dibine, ölür gibi
içeceksin!..
Öleceksin arkadaş..
Oturtacaksın karşına geçmişini,
Güle güle küfür edeceksin...
Unutacaksın, unutur gibi içeceksin !
"İçiyorsan Rakıyı öve öve,
Söve söve kusacaksın ne varsa içinde.."
Gırtlak kanserine yakalandığında dostları artık dinlenmesini söyledi..
“Ben şairim, fil değilim.. Azrail'i bir köşeye çekilip bekleyemem. Meydanlarda ölmeliyim" dedi..
"Ömür dediğin üç gündür,
Dün geçti yarın meçhuldür,
O halde ömür dediğin bir gündür..
O da bugündür." der gibi..
20 yıl önce öldü..
Şiir söyleyerek, rakı içerek, küfür ederek..
Vasiyeti üzerine çok sevdiği Datça'da gömüldü..
"Beni kuzum Datça’ya gömün.
Geçin Ankara’yı, İstanbul’u!.
Oralar ağzına kadar dolu..
Alabildiğine pahalı..
Örneğin Zincirlikuyu’da
Bir mezar 750 milyona..
Burası nispeten ucuz..
Ortada kalma ihtimali de yok..
Hayır dua da istemez..
Dediğim gibi, beni Datça’ya gömün..
Şu deniz gören mezarlığın orda..
Gömü sanıp deşerlerse, karışmam ama!"
Kaynak : Edebiyat Atölyesi
Anısına saygıyla..
12 notes · View notes
pdrneokur · 5 years ago
Photo
Tumblr media
PDR NE OKUR? | Engin Geçtan - Hayat ° ° 📚Bazı kitaplar vardır, ilk görüşte çeker kendine sizi, sayfaları aralayınca oracıkta başlarsınız okumaya. Okurken ara ara durur tekrar okursunuz aynı yeri sizi alır götürür başka iklimlere, düşünürsünüz daha önce hiç düşünmediğimiz şeyleri. Okudukça zihniniz doygunlasir ve bitmesini istemezsiniz. 'Bu kitabı ben neden bu zamana kadar okumamışım' diye hayıflanırken, hâlâ okumamış olanlara duyurmak istersiniz biran önce. O kitaplardan biridir Engin Geçtan'ın 'Hayat' kitabı. . 📍Psikiyatrinin, psikoterapinin hayatın birçok alanına dokunduğu yerlerden eşsiz tespitler sunuyor okura. Kuantum fiziğinden, toplum psikolojisine oradan da terapi odasına uğrayan bir yolda mistik bir yolculukta buluyorsunuz kendinizi. Hayat tecrübelerinin satırlara nasıl naif bir şekilde dokunabileceğini görüyorsunuz. Yalnızlığın, anlaşılmanın ve duyarlılığın tariflerini okuyunca daha bir hayran oluyorsunuz yazara. . 👉Dr.Mustafa İspir....@psikoterapistim_dr . Altını çizdiğim beni etkileyen bazı alıntıları buraya yazmak istiyorum. . 📌"Insanlar, dostları, eşleri, sevgilileri, akrabaları olduğu için yalnız olmadıklarına inanıyorlar, ama yine de kendileriyle baş başa kaldıkları anlarda çok daha derinlerde yaşanan soyutlanmisliklariyla zaman zaman yüzleşmek durumundalar." . 📌"Yalnızca başkalarının değil, kendimizin de masum olmadığını, kendimizi ve onları yargılamadan kabul etmeye başladığımızda, çocukken yitirdiğimiz masumiyetle biraz olsun yeniden buluşma umudunu taşıyabiliriz." . 📌"Yüzleşmekten kaçındigimiz korkularımızı örtbas edip kendimizi güvenlikte olduğumuza inandirirken, hayatı ne denli kuruttugumuzu çoğu zaman göremiyoruz." . 📌"Sanırım insanlar çoğu zaman mutluluk ile hazzı birbirinize karıştırıp, kendilerine haz veren yaşantıları mutluluk diye adlandırıyorlar. Çünkü bana göre mutluluk bir durum degil süreç; dış etkenlere doğrudan bağımlı olmayan, iç dünyamızın derinliklerinden gelen ve zaman zaman buluşabilecegimiz bir yaşantı." . . . #engingeçtan #hayat #kitapincelemesi #kitapsözleri #psikoterapi #edebiyat #psikiyatri #psikoloji #kitapönerisi #gazianteppsikolog #bilisseldavranisciterapi #gaziantep #psikoterapist - #regrann https://www.instagram.com/p/B4Vu1KZg5bi/?igshid=16psqxlbk8pcm
4 notes · View notes
pazaryerigundem · 2 months ago
Text
SGM’de vatan şairi Mehmet Akif Ersoy konuşulacak
https://pazaryerigundem.com/haber/197295/sgmde-vatan-sairi-mehmet-akif-ersoy-konusulacak/
SGM’de vatan şairi Mehmet Akif Ersoy konuşulacak
Tumblr media
Sakarya Büyükşehir Belediyesi Aralık Kültür Takvimi kapsamında 26 Aralık’ta vatan şairi Mehmet Akif Ersoy’un anılacağı ‘Sessiz Yaşadım’isimli panel SGM’de gerçekleştirilecek.
SAKARYA (İGFA) – Sakarya Büyükşehir Belediyesi, kültür takvimi kapsamında önemli isimleri ağırlıyor ve Türkiye’nin değerlerini vefa programlarıyla anıyor.
Akif’i anacaklar
Aralık Kültür Takvimi kapsamında gerçekleştirilecek son programda ise vatan şairi, İstiklal Marşı’mızın yazarı Mehmet Akif Ersoy anılacak.
İstiklal şairi Mehmet Akif Ersoy’un konuşulacağı panele Prof. Dr. M. Fatih Andı, Prof. Dr. Yılmaz Daşçıoğlu, Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Öztürkçü ve Dr. Hüseyin Yorulmaz konuşmacı olarak katılacak.
26 Aralık’ta
26 Aralık Perşembe günü Sosyal Gelişim Merkezi’nde gerçekleştirilecek ‘Sessiz Yaşadım’ isimli panel, saat 19.00’da başlayacak. Büyükşehir’den yapılan açıklamada tüm edebiyat sanat dostları programa davet edildi.
Tumblr media
0 notes
webdoktoru-blog · 6 years ago
Video
instagram
İyi gün dostları. . . . . #hayat #felek #iftira #karagün #iyigun #yalan #hak #adalet #hukuk #edebiyat #tecrübe #vecize #atasözü #design #tasarım #sipariş #instagood #follow #like #follow4follow https://www.instagram.com/p/BykvpCOlSeZ/?igshid=nb48637m4lzo
1 note · View note
sozsiir · 6 years ago
Video
youtube
HAYATİ İNANÇ l CAN VEREN PERVANELER l EDEBİYAT l DÜNYA TARİHİ
Can veren pervaneler Hayati İnanç yorumu ile Berceste Beyitler, Dünya Tarihi, Osmanlı Devleti, Divan edebiyatı,şiir, Adeta bir kişisel gelişim, Toplumsal gelişim ve farkındalık rehberi tadındaki sohbetini fon müziği ve video klip eşliğinde hazırlamış olduğumuz içeriği beğenilerinize sunuyoruz.
 Muhibbî
 (Kanuni Sultan Süleyman) Cümlenin maksûdı bir ammâ rivâyet muhtelif 
 NÂBİ 
Kimdir bizi men eyleyecek bağ-ı cinandan, 
Mevrus-i pederdir gireriz hane bizimdir.   
FON MÜZİK
►Ney'in Nesi I MELANKOLİK BEAT = https://youtu.be/rIxc8qUXYqQ ►https://www.hiphopevi.com HipHop Evi Kanalına aittir.
Video içeriği 
 Hayati İnanç Can Veren Pervaneler, 
KONULAR; Hayati İnanç Can Veren Pervaneler, Berceste Beyitler, Divan Edebiyatı, Divan Şiiri, Divan edebiyatı şairleri, Divan edebiyatı nedir, Divan edebiyatı özellikleri, Divan edebiyatı şiirleri, Divan edebiyatı eserleri, Divan edebiyatı örnekleri, Divan edebiyatı beyitler, Divan edebiyatı baki, Türkçe nedir, Dünya Tarihi, Arapça, Farsça, Türkçe, osmanlı devleti, osmanlı tarihi, şiir, Yahya Kemal Beyatlı, Diriliş, Osmanlıca Dersi, Edirne Selimiye Camii, 
 Hayati İnanç Kimdir. 
♦Denizli, 1961 doğumlu. ♦İstanbul Hukuk 1984 mezunu. ♦Avukatlığın yanısıra yayıncılık, yöneticilik, denetçilik, öğretmenlik ve sunuculuk yaptı. ♦“En değerli iş insana yatırım” inancında. ♦Klasik eserlerden edindiği heyecanı, her yaştaki gençlerle paylaşmak hayat tarzı. ♦TRT de “Can Veren Pervaneler” programını hazırlayıp sunmaktadır. ♦Aynı isimle 5 kitap neşretti.’; Her türk erkeği günde usta işi bir gazel okumalıdır ve her türk erkeğinin ezberinde 10 beyt yer almalıdır. Bu inançla hazırlanmıştır. 
 TAVSİYE KİTAPLAR 
►can veren pervaneler kitabı 1 
►can veren pervaneler kitabı 2 
►can veren pervaneler kitabı 3 
►can veren pervaneler kitabı 4 
►can veren pervaneler kitabı 5 
#CanVerenPervaneler #Hayatiinanç #BercesteBeyitler #sözşiiryoutubekanalı
SÖZ ŞİİR Youtube Türkiye kanalına hoş geldiniz. Her gün yeni şiir videoları.   Bir birinden güzel sözler. Kıssalar, İnsanı düşünceye sevk eden hikayeler. Türk Tarihin den Kesitler. Edebiyatımızdan örnekler. Divan edebiyatı. Berceste beyitler. Mesnevi hikayeler. Birçok güzelliği bir araya toplayarak, Bazen neşeli, eğlenceli, komik ve bazen duygusal, bazen öğretici, Eğitici, yeni bilgiler ve ruha şifa yeni İçerikler yüklüyorum. İçeriklerimiz Özet olarak; Necip fazıl kısa kürek, Yunus emre, Mehmet Akif Ersoy, Nabi, Baki, Zati, Mevlana, Fuzuli, Nefi, Şeyh galip, evliya celebi, Necati bey, Taşlıcalı Yahya, vb ünlü şairlerimizin şiirleri ile Allah dostları, evliya ve peygamberlerimizin kıssaları (Osmanlı'nın 36 padişahından 33'ü şiir yazmış.) Şiir yazan sultanların eserlerini ve kıssalarını az bilinen şiirlerini, şiir fon müzikleri eşliğinde hazırlayıp Hayati inancın kendine has yorumlarını derleyip içerik olarak beğeninize sunmaya çalışıyorum. Belki bir duaya vesile olur Kanala ABONE Olarak güzelliklerden Haberdar ola bilirsiniz.... İçeriklerimizi beğendiyseniz Sevdiklerinize... Beğenmediyseniz Sevmediklerinize Tavsiye etmeyi İhmal etmeyiniz... Söz nisan yağmuru gibidir. Hesapsızca yağar ancak denizkulağına düşen inci olur. 
2 notes · View notes