#yabancı hissediyorum
Explore tagged Tumblr posts
Text
Topluluklara bir ben alışamadım sanırım
7 notes
·
View notes
Text
Çok garip, kendi yıllardır yaşadığım evin içini bilmiyor gibiyim. Bazen kapıya veya duvara çarpıyorum. Biraz garip gelebilir ama kendi evimde, kendi odamda yabancı gibi hissediyorum. İnsan en çok bildiği yerde bile kaybolabilir bazen. Her köşesini ezbere bildiğin bir odada bile adımların tereddütlü olur, sanki burası senin değilmiş gibi. Evinin duvarları eskisi gibi güven vermemeye başlar, tanıdık eşyalar bile yabancı gelir gözüne. Ne değiştiğini bilemezsin ama bir şeylerin eskisi gibi olmadığını hissedersin. Sanki sen, sen değilsin. Sanki burası, senin sığındığın yer değil. Belki de asıl sorun, duvarların değil de içindeki boşluğun büyümesidir.
2 notes
·
View notes
Text
artık ne yapmam gerektiğini bilemiyorum, sanki elimden gelen her şeyi yapmışım ama hepsi boşa gitmiş gibi hissediyorum. sanki bütün yollarımın sonu çıkmaz, hangi kapının kolunu tutup açmaya çalışsam hepsi kilitli ve onların anahtarlarını asla bulamazmışım gibi geliyor, bütün kapılar yüzüme kapanıyor ve ben öylece baka kalıyorum sonra sokağa çıkıyorum ama ne kadar ilerlesemde hangisine yönümü çevirsem de sonu çıkmaz sokağa çıkıyormuş gibi hissediyorum. artık tutunacak tek dalımın kalmadığı görüyorum, düşersem ellerimi tutup kaldıran kimsemin olmadığını, karanlık oda da sessizce sesim ve vücudum titrerken ağladığımı artık kimse fark etmeyecekmiş gibi, korktuğumda sarılacak kimsem yokmuş gibi, yarım kalmışım gibi. hiçbir kelime veya cümle ruh halimi tarif edemezmiş gibi, fazlasıyla yorgunum. kırılmış vazo, taşmış bardaktaki su, solmuş çiçek gibiyim. göz altlarım morarmış evden bi farkı kalmamış ve ben öylece kalıyorum. evim sandığım yerde aslında hep misafirmişim. hep bi umutla yola çıkıyor evimi bulmaya çalışıyorum ama o evi bulsam da içinde kendimi yabancı olarak bulurmuşum, kimsenin yuvası olmadım, kimseye de yuvam diyemedim. cidden yuva ne demek? karmakarışığım duygularım kontrolden çıkmış, kendimi anlatamayacak kadar belirsizlikteyim.
77 notes
·
View notes
Text
Ne zamandır böyle olduğumu bile hatırlamıyorum belki de hep böyleydim ve yeni fark ettim. Artık kendime dokunsam bile yabancı bir elin soğukluğunu hissediyorum. Kendi içimde kaybolmuşken, dışarıda var olmak bile imkansız geliyor. Kendi gölgem bile benden uzaklaşıyor gibi. Kendimi bir gün bulacak mıyım, yoksa bu yabancılaşma beni tamamen silip süpürecek mi, bilmiyorum.
44 notes
·
View notes
Text
"Kötü"nün varlığına inanmazdım. Bunu romantizm akımının uydurması sayar, realizmle bağdaştırmazdım. Şimdi bu hayatın bana tüm öğrettiklerini önüme koyunca sadece "kötü"ye inanıyorum. İyi, suskun; iyi, korkak; iyi, beceriksiz. Yani iyi bile kötü.
Kötü insanların çevresel ya da genetik olarak kötülüğe meyilli olduğunu kabul edip onları şanssız sayardım. Rehabilite edilmelilerdi ama sonuçta böyle olmayı belki onlar istememişti. Sandım ki insanlar mermer gibi soğuk ve katı da olsa muhakkak vardır bir çatlağı, içine girip sızabileceğin, orayı sevgi ve merhametle ısıtabileceğin. Yokmuş. Sevgisizlik iyileştirilebilir sanırdım, değilmiş. Bu kadar kötü bir dünyaya hayal gücü yetmezmiş, ben ne yapayım?
Vahşiye medeniyetle empati sunarsan kurbanlaşırmışsın. Tüm düşüncelerim soyut bir zemindeki aptal senaryolarmış. Gerçeği tüm ayrıntısıyla görünce vahşi doğada güç geliştirmekten başka şansımızın olmadığını acıyla kavradım.
Freud'un savunma mekanizmalarından "yüceltme" geldi aklıma. İd'i baskın olan saldırgan kişilerin bu şiddet eğilimini boksörlük, kasaplık gibi bir meslek edinmeleriyle ehlileştirmelerini açıklamıştı kendisi. Yıllardır bildiğim bu şey, aklıma bir kasabın insan doğrayacağını hiç getirmemiş ama. Kasap olunca, alt benliği ego dengesini kurar sanıp bırakmışım konuyu. Ya ben bu hayatta hiçbir şeyi anlamamışım.
İnandığım, benimsediğim, güvendiğim her şey yıkıldı gibi hissediyorum. 6 Şubat depremi yıktı, 4 Ekim olayları tozunu attırdı. Her şeyi yabancı gibi izliyorum. Burası bizim yerimiz, zamanımız, insanlarımız değil. Bu, kimsesizlik.
36 notes
·
View notes
Text
bak sevgilim nasıl değiştim bak. bırakıp gittiğin kız şimdi aynalara bakamıyor. kendini bile tanıyamıyor artık. gözlerinin içi gülen, seninle konuşurken içi eriyen kızdan geriye bir ceset kaldı. insanları kırmamak için uğraşan o kız gitti yerine sevdiklerini bile paramparça eden biri geldi. ben sigaranın kokusundan nefret ederdim, artık tek sırdaşım oldu. beni anlayabilen sadece bir kağıdım bir kalemim var . anlayacağın sevgili ben artık kimsesiz hissediyorum. ben böyle değildim, biliyorsun. çok gülerdim ben, sürekli konuşurdum ya da ne bileyim içimdeki çocuk bile gurur duyardı benimle. şimdi içimdeki çocuk yok ve sen onu da öldürdün, ulaşamıyorum ona. senin o çok sevdiğin gözlerim artık bakılmayacak durumda. sende bakma, bakarsan acırsın halime. bilmiyorum sevgili kafam çok bulanık. bir gece yarısı yazıyorum bu yazıyı sana belki ondandır, gerçi sen gittikten sonra saatler hep bir gece yarısı zaten. sana yabancı kokum, sana yabancı sesim, sana yabancı ellerim. sen sevmezdin sigarayı tutma olur mu ellerimi? neyse sevgili kendine iyi bak, ve sakın seni özlediğimi düşünme. ben kendimi özledim. ama dön bak, ne yaptın bana dön bak, ne olur.
saat hep bir gece yarısı'
51 notes
·
View notes
Text
Son nefesin soğukluğunu hissediyorum artık. Ellerim, sanki birer yabancı bana. Bu beden… sadece bir kabukmuş meğer. Ya sonrası? Ya hiçlik? Belki de sonsuz bir huzur. Ama korkuyorum. İnsan, bilinmezlikten korkar, değil mi? Hayatın o telaşlı gürültüsü, şimdi bir fısıltıya dönüştü. Birkaç an, birkaç yüz, birkaç pişmanlık... Hepsi bir yaprak gibi düşüyor içimden. Ama bu son değil, değil mi? Belki bir başlangıç… Ya da sadece bir uyku. Eğer öyleyse, lütfen güzel rüyalar göreyim.
8 notes
·
View notes
Text
nefret edemiyorum kendimden, olmuyor. ama şöyle geçirdik zamanımızı, şunu şunu yapmadık kendimize bunları yaptık diyorum, olmuyor. nefret edemiyorum kendimden. ve bu o kadar saf bir mutluluk hissi doğuruyor ki içimde, ilk defa tadıyorum bu duyguyu gibi hissediyorum. belki de ilktir, bilmiyorum. mükemmelliyetçi kişiliğimin hiçbir zorbalamasını duymamak çok garip. kendimi suçlamamak garip. bu aptal süreçte yine bir şekilde başa dönmüş gibi hissedeceğim, biliyorum ama şu an kendimden nefret etmemem o kadar garip ki. o kadar yabancı ki, bir çocuk heyecanı var içimde.
ve düşününce ben zaten çocuğum diyorum.
kendimden nefret edemiyorum ve bu içimde bir ağlama hissi yaratıyor. güzel bir ağlama hissi.
8 notes
·
View notes
Text
türkiyede parkta oturup bişi yemek nie yabancı filmlerdeki gibi hissettirmiyor :/ gariban gibi hissediyorum kendimi
9 notes
·
View notes
Text
bugün eczaneden ilacımı alıyodum kasadaki bir eczacı öbürüne adını ve miligramını sordu gidip arkadan getirmek için öbürü de cevap verdi işte ama ikisi de 225 mg olduğuna bir anlığına şaşırıp kaldılar yüzlerinde vov ifadesi oluşup kayboldu
kendi doktorumla konuştuğum zaman (ailemin içinden biri) çok normal herkesin kullandığı dozlarmış gibi bir tavır hissediyorum muhtemelen beni üzmemek veya ailenin geri kalanını panikletmemek için ama yabancı objektif bir doktordan durumun vehametini dürüstçe duymak isterdim beni etkileyeceğinden değil sırf bilimsel meraktan
8 notes
·
View notes
Text
her dışarı çıktığımda kendimi tam bir yabancı gibi hissediyorum. ve aklımda hep şu soru: eve geri dönebilir miyim?
8 notes
·
View notes
Text
Kalabalığa karışınca artık kendimi huzursuz hissediyorum. İnsanların sesi, yüzleri, hareketleri içimde garip bir yankı bırakıyor. Sanki her biri bana yabancı, her biri bir adım daha uzağa itiyor beni. Yalnızlık, kalbime ince bir iplikle dikilmiş gibi, ne zaman birine yaklaşsam o ip geriliyor, canımı yakıyor. Kendi seçtiğim bir yalnızlık gibi görünüyor, ama aslında çoktan boyun eğdiğim bir alışkanlık bu.
23 notes
·
View notes
Text
Bir yıldan fazla olmuş yazmayalı... Biricik sevdiğim bi bilsen neler yaşandı 1 yıl sensiz, çok zorlandım çok üzüldüm çok hayal kırıklığına uğradım ve en önemlisi çok hata yaptım. Ben seninleyken hatasız bir hayat yaşamaya o kadar alışmışım ki bu hatalarımın yükü çok ağır geliyor. Yorgunum. Haddiden fazla yoruluyorum. Canımı sıkan şeyler boğazımdan tutup nefes almamı da engellemeye başlamış gibi. Erken yoruluyorum. Erken pes ediyorum. Saçlarım avuç avuç dökülüyor hala ama eskisi gibi umursamıyorum. Dökülsün. Cildim eskisi gibi parlamıyor, farkındayım. Sigaraya başladım. Biliyorum kızdın ya da belki umursamadın bile. Tiryakisi değilim ama bir sigarayla bırakırsam ikincinin hatrı kalır. Yakıyorum ikinci sigarayı da. Kararmış ciğerlerimin yanına pespaye arzularla kirlettiğim kalbim yerleşmiş şimdi de. Kararmış bir kömür taşıyorum sanki içimde. Benim saflığım güzelliğim hep sanaymış, sende temiz kalmış meğer. Sana yalanlar söyleyebilirim artık, kızamazsın öpmemekle tehdit edemezsin. Sahi en son ne zaman öpmüştüm seni? Bir buçuk yıldan fazla oldu değil mi? Evet. Aklımda hala, gözyaşları arasında öpüşmelerimiz. Ne zaman gelirsin elimden tutup gözlerimin en derinine bakmaya? Ne zaman bitecek bu ayrılık oyunu? İnan bana geleceğini bilsem ne gününü ne saatini sormadan beklerim. Gerekirse yıllarca, yeter ki bileyim geleceğini. Ama gelmezsin biliyorum, yeni bir hayat kurdun benden uzakta. Evet benden çok uzakta. Canımı yakıyor. Hoş, gelsen ne olur sanki. Sen minnoş kızına aşıktın, bense çok değiştim. Ezberlediğin huylarım değişti. Kahveyi o kadar şekerli içemiyorum artık. Acı mideme dokunuyor, yiyemiyorum ikinci lokmayı. Dokunmaya kıyamadığın elimi yaktım, koluma kaynar su döktüm iş yerinde. Üzülme geçti zaten, uzun zaman geçti. Avuçladığın yüzüm de değişti, kilo verdikçe. Stresten cildim kötüleşti veya sigaradan bilmiyorum. Her neyse. Umurunda değilmiş gibi hissediyorum veya fazlaca umurunda. İnan bilmiyorum sevgilim. Her noktasını her huyunu ezberimde tuttuğum adam değişmiş, başkasının elini tutup göğsüne koymuş. İçim öyle parçalandı ki fotoğrafınızı görünce. Hayatında biri olduğu için değil, onun elleri senin göğsünde olduğu için. Orası benim mabedimdi, ne çabuk unuttun. Orada huzur buluyordum. Şimdi yabancı eller sarmış orayı. Başbakanı olduğum o güzel huzurlu ülkemden sınırdışı edildim. Bazen aklıma ülkemde geçirdiğim huzurlu günleri huzurlu saatleri hatırlıyorum, içim yumuşuyor, mayışıyorum. Sonra gitti diyorum, toparlan artık diyorum ama yapamıyorum bitanem. Kalbime biri koca ayaklarıyla basıp eziyormuş gibi hissediyorum. Nefesim daralıyor. Nefesim diyordun bana, sensiz nefessiz kaldım ama haberin bile olmuyor. Her neyse, uzattım bugün. Kendine çok dikkat et bebeğim, söyle iyi baksınlar sana. O yeni kız... sevdiğin yemeklerden yapsın her şeyden bol bol yapsın. Çayın da hep ocakta taze olsun, seversin. Kendine ve yeni aşkına sahip çık, bir kişiyi daha seni tanıyıp hayatından çıkmakla cezalandırma. Bu çok ağırdı, kendimden biliyorum.
Başka zamanda, başka evrende, en aşık halimizle🤍
Senin L
8 notes
·
View notes
Text
Emre,
Bu mektubu yazarken ellerim titriyor, içimde biriken zehri sözcüklere dökmeden rahat edemem. Bir zamanlar sana kalbimi açmıştım, ölesiye sevmiştim seni. Öyle ki, sana olan sevgimden vazgeçmek, ruhumdan vazgeçmek gibiydi. Ama şimdi dua ediyorum; unutmak için, yok etmek için, seni sevmenin yükünden kurtulmak için. Bu nasıl bir çelişki, nasıl bir insanı içten içe çürüten yük, bilemezsin. Bilsen de umursamazsın zaten, çünkü sen hep öyleydin.
Sana olan sevgim bir dua gibiydi; saf, masum, içten. Ama sen, o duaları kabul etmeyen biri oldun. Şimdi sana olan her duam, bedduaya dönüştü. Her gecenin karanlığında adını anıyorum, ama artık sevgiyle değil. Senin beni görmezden gelişin, benden kaçışın, bana hissettirdiğin değersizlik... İşte tüm bunlar seni bir daha anmamam için bir sebep. Ama o kadar acıtıyor ki, kendimden kaçamadığım gibi senden de kaçamıyorum.
Emre, kalbimi çürüttün.
Sana olan sevgim beni nasıl güçlü yaptıysa, senin umursamazlığın beni o kadar zayıflattı. Seni her düşündüğümde, içimde kurumuş bir ağaç gibi hissediyorum. Ve inan bana, bir zamanlar seni sevdiğim için kendimden nefret ediyorum. Öylesine içten nefret ediyorum ki, keşke seni tanımadan önceki halime dönebilsem. Keşke bir yabancı olarak kalsaydın hayatımda, bir anlık bir rüya gibi silinip gidebilseydin.
Şimdi sana tüm kalbimle beddua ediyorum. Sana olan sevgim kadar ağır acılar yaşa. Bir gün sevilmeyi dilediğin o anlarda, birilerinin seni görmezden geldiği o boşluğu iliklerine kadar hisset. Gözlerinle değil, kalbinle kör olmayı öğren. Her gece yastığa başını koyduğunda, içinden bir şeyler eksilsin. Ruhunun acıyla kavrulduğunu hisset ve bil ki, bu acılar benim kalbime sapladığın her bir bıçağın bedelidir.
Sana mutluluk dilemiyorum. Çünkü mutluluk sana fazla. Sana yalnızlık, pişmanlık ve boşluk diliyorum. Hayatında bir gün bile huzur bulamamanı, yüreğinde taşıdığın her ne varsa onun seni boğmasını diliyorum. Ben seni sevmenin yüküyle savaşıyorsam, sen de kendi vicdanının yüküyle savaş. Her nefes alışında, kaybettiklerini hatırla. Ve bil ki, senin hayatımdan çıkman, benim için hem bir kayıp hem de bir kurtuluştu.
Bir daha asla adını kalbimde anmayacağım. Ama bu beddualarım, seni her daim takip edecek. Hayatının her anında, her adımında, her nefesinde bu sözlerimi hatırla. Çünkü sen, beni tükettiğin gibi, kendini de tüketmeyi hak ettin.
Ve unutma Emre, her kaybolduğunda adını fısıldayan rüzgar, sana benim nefretimi taşıyacak...
10 notes
·
View notes
Text
bi şey diyim mi, geçen zaman diliminde gerçekten psikolojik anlamda tükendiğimi hissettiğim bi evredeydim yani nasıl desem niye varım sorusunu sorduğum bile oldu, (bu arada mevzu erkek arkadaş gibi klasik mevzular değil, gerçi o mevzuda da bi yüzümüz gülmedi ama neyse) şimdi yavaş yavaş toparlandığımı hissediyorum. kendimi işe vurdum. gün içerisinde çocuklar tarafından her ne kadar çok gerilsem de onlar benim terapim oldu. ikidir hafta sonları arkadaşımın yanına işe desteğe gidiyordum. o biçim kapadım kendimi. her şeye. yabancı insanlar ile tanışmak istemiyorum yeri geliyor hatta çoğu zaman diyim insanlarla ilk irtibatım naif olmuyor. yüzünde samimiyet görüyorsam gülümsüyorum. güven duygum azaldı. sahi yaş almak böyle bir şey mi.
sürekli çocuk ruhum düşüyor dizlerinin üstüne. afalladım afalladım, var gücümle ayağa kalkmak istiyorum..
10 notes
·
View notes
Text
İçimdeki kırgınlık, bir gölge gibi peşimi bırakmıyor. Gözlerimi kapattığımda bile onun varlığını hissediyorum; derin bir acı, yüreğimin en kuytu köşelerine kadar sızıyor. İnsanlar yanımda, etrafımda gülüşler paylaşırken, ben içimdeki boşluğun ağırlığıyla boğuşuyorum. Her neşeli ses, beni daha da derin bir yalnızlığa itiyor.Bir zamanlar birlikte hayaller kurduğum o insan, şimdi bir hatıra gibi. Beni en iyi tanıyan, en derin sırlarımı bilen kişi; ama şimdi duygularımın en derin yerlerinde bir yabancı gibi. Birlikte yaşadığımız o güzel anların, şimdi sadece birer hüzün kaynağı olduğu gerçeği, yüreğimi paramparça ediyor. Geçmişteki o güzel gülüşlerin yankısı, şimdi sadece birer fısıltı.Belki de affedemediğim şey, kendimle yüzleşememek. Hayatın sunduğu bütün güzelliklere rağmen, içimde büyüyen bu kırgınlıkla nasıl başa çıkacağımı bilmiyorum. Bir zamanlar sevgiyle dolup taşan kalbim, şimdi düş kırıklıklarıyla dolu. Hıçkırıklarım, geceleri yalnız başıma saklandığım köşemde yankılanıyor, kimse duymuyor ama ben o sesi hep duyuyorum.
Ellerimle yaratmaya çalıştığım yeni başlangıçlar, her seferinde eski yaralarımı açıyor. Her yeni güne umutla başlamak isterken, geçmişin gölgeleri üzerimde ağır bir yük gibi. Sevgi, ne kadar güzel ve büyülü olsa da, kaybetmenin acısı katlanılmaz bir hale geliyor. Şimdi, hayata karışmayı, yeniden gülümsemeyi hayal etsem de, içimdeki kırgınlık bu umutları karartıyor.Zamanla belki bu yaralar kabuk bağlayacak, ama her kabuk, altında gizlenen o derin acının izini taşıyacak. Gözlerimdeki yaşlar, belki de bu kırgınlığın bir yansıması; içimdeki fırtınanın dışa vurumu. Anlatamıyorum, kelimeler yetmiyor; hislerimi ifade etmeye çalıştıkça, içimdeki boşluk daha da büyüyor. Kimse anlamıyor belki, ama ben bu kırgınlıkla yaşamaya mahkumum.
-Moonloveee
10 notes
·
View notes