#kıtır
Explore tagged Tumblr posts
hayat-hakkinda-hersey · 8 months ago
Text
Tumblr media Tumblr media
Tuzlu kurabiye ile çay keyfi. Kıtır kıtır ağızda dağılan bir kurabiye yaptım.
Tumblr media
1 note · View note
biyosfer · 2 months ago
Text
ne istiyorum biliyor musunuz..? dalından kopardığım bir keçiboynuzu kemirmek
9 notes · View notes
guzyazi · 8 months ago
Text
Sabah oğluma balkonda kahvaltı yaptırırken bahçeye giren kaplumbağayı seyrettim. Bahçeden beton kaldırıma hemzemin bir geçiş var, o da oradan geçip beton yolu devam etti ama yolun sonuna gelince gördü ki burası bir kaldırım yüksekliğindedir, buradan bir kaplumbağa başına inilmez. Tekrar bahçeye döndürdü rotasını. Annem acıyarak dedi ki, "Böyle ömür mü geçer? Bir yılda bir yol gel o da yüksek çıksın, taşa çıksın, kuşa çıksın; zaten yavaşsın, bir yıllık yolu geri dön şimdi."
"Ömür tam da böyle geçer anne?" dedim. Ne bir edebiyatım ne bir hüznüm var. Kaplumbağalara çok acıyorum* ama o başka. Bu gitmeler, gelmeler, heveslenmeler, varamamalar olmasa her gün rast, her gün olur olsa ömür upuzuuuun, uğraşsız, sıkıcı, artık bitsin dediğimiz bir şey olur.
Kaplumbağa bahçeye geri döndü. Annemin biberlerinin yapraklarını kıtır kıtır yedi.
*Kaplumbağalar benim içimi acıtıyor; aynı isimli Fakir Baykurt romanını, o şahane romanı okuyanlar bilecekler.
Tumblr media
28 notes · View notes
musfika-hanim · 8 months ago
Text
ihtiyaç sahibi ailemiz atölyede kıtır kıtır semiz otu yerken görmüştü beni ertesi gün sevdiğimi anlayıp bir poşet semiz otu toplamış komşusundan getirdi verdi. geçen akşam kızlarla konuşuyordum "abla tekrar semiz otu getirse de turşusunu yapsam çok fazla karşıma çıkıyor tadını merak ediyorum bende yapacağım" dedim. dün dernekte bir baktım abla koca poşet semiz otuyla geldi :) aman Allah'ım ablaaaa dedim şaşırdım isteğimin karşıma çıkmasına. az önce yıkadım ayıkladım beş kavanoz turşu yaptım. tadına bakmak kızlara nasip olacak bende bir ay sonra bakarım kısmetse 🌿
bu arada yapan ya da tadan var mıı?
8 notes · View notes
psycheblog1 · 2 months ago
Text
“Her bedenin hikayesi farklıdır!”: Diyetisyen Sena ÇALIŞKAN ile Duygusal Yeme, Yeme Bozuklukları ve Medyanın Beslenme Üzerine Etkilerini Konuştuk…
Sağlıklı beslenme, yeme bozuklukları ve sosyal medyanın beden algısı üzerindeki etkileri… Oldukça hassas konular. Her ne kadar beslenme disiplinin içerisinde değerlendirilse duyguların ve psikolojik dayanıklılığın etkisi göz ardı edilmemelidir. Beslenme alışkanlıklarımız aslında birçok faktörden etkilenen bir bütün. Beslenme psikolojisi eğitimi almış olan sevgili Diyetisyen Sena Çalışkan ile bu konuları röportajımızda detaylıca inceledik. Lütfen bu konuda kendinizi kötü hissediyorsanız bir uzmana başvurunuz.
DUYGULAR BESLENMEYİ ETKİLER Mİ?
Evet, duygular, insanların yeme alışkanlıklarını doğrudan etkileyebilir. İnsanlar, duygusal durumlarına göre yemek yemeyi bir rahatlama, ödüllendirme veya başa çıkma aracı olarak kullanabilirler.
Öfke, stres, kaygı gibi duygusal haller, belirli yiyecekleri tercih etmeye veya yememeye neden olabilir. Örneğin öfke hissedildiğinde, kıtır kıtır, sesli ve sert yiyecekler (örneğin cips, kuruyemiş gibi) tercih edilebilir, çünkü bu yiyecekler duygusal gerilimi dışa vurmanın bir yolu olabilir.
Bununla birlikte, bazı kişiler sürekli hayatta kalma modunda olup, güven duygusunu hissetmekte zorlanabilirler. Bu kişiler, yüksek uyaranlarla beslenirler; yani daha fazla tat ve lezzet içeren, yoğun yiyecekleri tercih edebilirler.
Öte yandan, yoğun acı yaşayan kişiler ise genellikle daha yumuşak yiyecekler tercih ederler. Yumuşak, lapa, sütlaç gibi yiyecekler bu kişiler için rahatlatıcı ve daha az uyarıcıdır. Bu yiyecekler hem fiziksel açlıklarını giderirken hem de duygusal ihtiyaçlarını karşılamada yardımcı olabilir.
DUYGUSAL YEME NEDİR?
Duygusal yeme, bireylerin stres, üzüntü, öfke, yalnızlık gibi duygusal durumlarla başa çıkmak amacıyla yemek yeme davranışını sergilemeleridir. Bu davranış, biyolojik açlık hissiyle değil, duygusal ihtiyaçlarla ilişkilidir. Duygusal yeme, kilo yönetimini zorlaştırabilir.
DUYGUSAL YEME BİR YEME BOZUKLUĞU MUDUR?
Herkesin zaman zaman yaşayabileceği 'Duygusal Yeme' bir yeme bozukluğu olarak görülmemelidir. Bir bozukluk olarak adlandırabilmek için bu davranışın sürekli hale gelmesi, kontrol edilememesi ve kişinin fiziksel, sosyal ve psikolojik sağlığını olumsuz etkilemesi gerekir.
PEKİ YEME BOZUKLUĞU NEDİR?
Yeme bozukluğu, bireyin yemekle olan ilişkisini olumsuz etkileyen ve genellikle zihinsel ve duygusal süreçlerle bağlantılı bir durumdur. Yeme bozukluğu hastalıktan ziyade bir belirtidir. Tıpkı ateşimiz çıktığında altta yatan virüsü aradığımız gibi, temel meseleyi, hastalığın bedenden ziyade zihni etkileyen çarpık düşüncelerini anlamak gerekir. Bu nedenle yeme bozukluğu, yalnızca fiziksel bir sorun değil, zihinsel ve duygusal nedenlerin bir yansıması olarak ele alınmalıdır.
Pika, Geri Çıkarma Bozukluğu, Kaçıngan/Kısıtlı Yiyecek Alımı Bozukluğu, Anoreksiya Nervoza, Bulimia Nervoza, Ortoreksiya Nervoza, Gece Yeme Sendromu ve Yeme Bağımlılığı olarak çeşitlendirilir.
BU BOZUKLUKLARIN ARKASINDA YATAN NEDENLER NELERDİR?
Yeme bozukluklarının tek bir nedeni yoktur; her biri bireyin yaşadığı farklı duygusal, psikolojik ve çevresel faktörlerle şekillenir. Örneğin, tıkanırcasına yeme bozukluğu genellikle güvenli bağlanmanın olmadığı durumlarda ortaya çıkarken, pika bozukluğunun temelinde çoğunlukla değersizlik hissi yatabilir. Bu tür durumlar, çocukluk dönemindeki ilişkilerden ve yaşantılardan kaynaklanabileceği gibi, yetişkinlikteki travmatik deneyimlerle de tetiklenebilir veya şekillenebilir.
BU DURUMUN TETİKLEYİCİLERİ NELER OLABİLİR?
Yeme bozuklukları, duygusal, psikolojik, ailevi ve sosyal faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkabilir.
Duygusal olarak, kişinin değersizlik hissi pika bozuklukluğuna yol açabilirken, anoreksiya nervoza durumu genellikle kontrol arayışına bağlıdır. Örneğin aile içindeki manipülatif ve yönlendirici ebeveyn tutumları, çocuğun kontrol duygusunu şekillendirerek anoreksiya nervozaya yol açabilir. Bu durum, bireyin 'Sen benim içime giremeyeceksin, burada kontrol bende' ya da 'Kontrol bende, ben bedenden kontrolü geri aldım' gibi düşünceler geliştirmesiyle kendini gösterebilir.
Sosyal ve kültürel baskılar da önemli bir rol oynar; medya ve toplumsal güzellik algısı, bireylerin bedenleriyle ilgili olumsuz duygular geliştirmelerine neden olabilir.
BİREYLER BU DURUMLA NASIL BAŞA ÇIKABİLİR?
Her yeme bozukluğunun farklı bir tedavi süreci vardır. Ancak genel bir yaklaşım olarak, bireyde öz şefkat geliştirilmesi ve duygu farkındalığının artırılması büyük önem taşır. Bu süreç, bir profesyonelin rehberliğiyle yürütüldüğünde daha etkili ve kolay hale gelebilir.
Ayrıca, kişinin yaşamına haz kaynakları eklemesi de önemlidir. Toplumumuzda ne yazık ki haz kaynakları azalmakta ve göz ardı edilmektedir. İnsanlar yiyecekleri bir haz kaynağı olarak görmeye başladığında, bu durum yeme bozukluğu veya yeme bağımlılığı riskini artırabilir. Spor yapmak, resim çizmek, müzikle ilgilenmek gibi keyif veren aktiviteler, kişinin hem zihinsel hem de duygusal sağlığı için önemli araçlardır. Bu nedenle, bireyin kendine uygun bir hobi edinmesi ve bu hobilerle meşgul olması tedavi sürecinde destekleyici bir rol oynar.
MEDYANIN BESLENME VE YEME BOZUKLUKLARI ÜZERİNDE ETKİLERİ NELERDİR?
Sosyal medyadan önce de televizyon, özellikle gündüz kuşağı programları, bu alanda büyük bir etkendi. '... Ünlünün diyet listesi', '... Ünlü şu kadar günde şu kadar kilo verdi' gibi başlıklarla, popüler ve kısıtlayıcı diyetler hayatımıza girdi. Bu içerikler, bir kibrit kutusu kadar peynir gibi ölçüleri yaygınlaştırdı ve bilinçsiz diyet uygulamalarını artırdı. İnsanlar, metabolizmalarına uygun olmayan diyetlerle kendi beden dengelerini bozdu. Örneğin, bir ünlünün diyetini komşusunun başarıyla uyguladığına şahit olan birey, aynı diyeti kendisi uygulayamadığında başarısızlığı kendinde aradı ve 'diyet yap-boz' döngüsüne girdi.
Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle bu durum daha da yoğunlaştı. İnsanlar, geçmişte yalnızca belirli zamanlarda gördükleri 'mükemmel' fiziklere artık günün her anında ulaşabiliyor. Bu da sağlıklı kilo aralığında olan kişilerin bile kendilerini yetersiz hissetmelerine neden oluyor. Dahası, 'toplum standartlarına' uygun bir fiziğe sahip bir birey paylaşım yaptığında genellikle olumlu yorumlar alırken, kilolu ya da bu standartlara uymayan bireyler, sosyal medya platformlarında sıkça kilo zorbalığına ve olumsuz yorumlara maruz kalıyor. Bu durum, bireylerin beden algısını olumsuz etkileyerek yeme bozukluklarını tetikleyebilir.
KİLO KONUSUNDA YAŞANILAN ZORBALIKLAR BİREYLERİN BESLENMELERİNDE NE GİBİ FARKLARA SEBEP OLUYOR?
Çok sevdiğim bir sözle başlamak istiyorum: ‘Kendimi ilk defa çirkin hissettiğimde karşımda ayna yoktu.’
Maalesef, çevremizde sıkça karşılaştığımız bir sorun olan ‘kilo zorbalaması’, birçok insanın hayatını olumsuz etkiliyor. Uzun süredir görüşülmeyen bir kişiye, nasıl olduğu ya da hayatının nasıl gittiği sorulmak yerine, ‘Kilo almışsın’ ya da ‘Kilo vermişsin’ gibi ifadelerde bulunmak, her ne kadar masumane görünse de karşıdaki kişi üzerinde derin etkiler bırakabilir. Çünkü, o kişinin neler yaşadığını ya da hangi zorluklarla baş etmeye çalıştığını bilemeyiz.
Özellikle lise çağındaki gençler arasında bu tür zorbalıklar daha da yaygındır. Bu durumlar, bireyi anoreksiya nervoza veya bulimia nervoza gibi ciddi yeme bozukluklarına sürükleyebilir. Anoreksiya nervoza, kişinin yemek yemeyi reddetmesi ve bu durumdan haz almasıyla karakterizedir. Bulimia nervoza ise tıkanırcasına yeme ataklarının ardından kusma, müshil kullanımı gibi telafi edici davranışlarla kendini gösterir.
Toplumda masum gibi görünen bu tür söylemlerin, bireylerin beden algısı ve psikolojisi üzerindeki olumsuz etkilerini anlamak ve daha duyarlı olmak hepimizin sorumluluğudur.
SAĞLIKLI BESLENME VE BEDEN ALGISI KONUSUNDA EKLEMEK İSTEDİĞİNİZ BİR ŞEY VAR MI?
Sağlıklı beslenme ve beden algısı konusunda en önemli mesajım, bedenimize şefkat göstermemiz ve sağlık kavramını sadece dış görünüşle sınırlamamamız olurdu. Her bedenin hikayesi farklıdır ve medyada gördüğümüz 'ideal beden' algısı, çoğu zaman gerçeklikten uzaktır. Sağlıklı beslenme, bireysel bir yolculuktur ve popüler diyetler yerine kişiye özel dengeli bir yaklaşım benimsemek çok daha önemlidir.
Ayrıca, kilo ya da görünüm üzerinden yapılan yorumların bir kişiyi ne kadar etkileyebileceğini asla küçümsememeliyiz. İnsanları sağlık konusunda desteklerken daha nazik ve anlayışlı olmalıyız.
Tumblr media Tumblr media Tumblr media Tumblr media
3 notes · View notes
tusilencio · 11 months ago
Text
buzluktan çıkardığım çikolataları kıtır kıtır yemeye bayılıyorum 🍫🧊
14 notes · View notes
birguzelllincirkini · 3 months ago
Text
Beşar Esad'ın Ailesi Adana'lı bir Arap (Fellah-Nusayri) idi.
Hatayda büyüdüğüm için burada ki Arapların sosyolojisi ve politik duruşlarına ilişkin geniş bir dataya sahibim diyebilirim.
-Barışçıl
-Çalışkan
-zanaatkar
Genel anlamda a politik insan tipolojisinin yaygın olduğu asimle olmaya gönüllü bir topluluk demek haksızlık olmaz.
Gençlerinin ekserisi dillerini konuşmayan popüler kültürün ve eğlencenin peşinde koşan dejenere bir kültür edinmiş..
Bir birine olan yeğane bağlılıkları "alevi" oluşlarıdır. Ama tuhaf bir şekilde son dönemde cemaatlerin bu toplumun arasında sızması ile mezhep değiştiren ve namaz kılmaya başlayan küçük guruplar var olmaya başlamıştır.
Özelikle Adana-Karataş-Yumurtalıkta yaşanlar..
Neyse konuyu Beşar İle kapatayım şu anda ekserisi çok üzgün çünkü yakında HTŞ tam anlamı ile kontolü sağladığında Suriyede ki Nusayrileri kıtır kıtır kesecektir..Kürtler gibi Mezhepsel-Etnik temizliği engeleyebilecek öz savunmalarıda yok.
Nusayriler eğlence-laylaylom ve a politik oluşları yüzünden çok ağır bedeller ödeyecek gibi duruyor.
Umarım Hatayda ki akrabaları sahip çıkarlar diyecem ama o bilincede sahip değil bizim Nusayriler.
2 notes · View notes
uzaylizombiler · 3 months ago
Text
En nefret ettiğim ses kıtır kıtır yemek yeme sesidir. Çubuk kraker, mısır gevreği, salatalık, cips, bazı bisküviler gofretler... yemesini çok severim ama sesi beni çileden çıkarıyor
2 notes · View notes
alperanayurduart · 11 months ago
Text
Tumblr media
Onlar, Osmanlının keskin kılıcı, savaş makineleri olarak adlandırıldılar. Osmanlının yaya yürüyen neferleri, piyade birliklerinin ilk örneğiydiler. Düşmanın üzerine yürüyüşe geçtiklerinde çıkardıkları zelzele yüreklere korku salardı. Belgrad'a, Viyana'ya, Bağdat'a, Tebriz'e, Karabağ'a, Polonya ovalarına, Sina çöllerine, Rusya bozkırlarına, Halep'e, Kahire'ye yürüdüler. Osmanlı ordusunda azınlık olmalarına rağmen devleti büyük zaferlere taşıdılar. Taki ocak disiplini bozulana kadar.
Doğru bir şekilde kontrol edildiklerinde, devletini zaferden zafere götüren, kahraman, yenilmez bir ordu; azdığında ise kendi devletine, milletine, düşmandan bile daha çok zarar verebilen, zalim, hain bir başıbozuk sürüsü haline geldiler. Güçlü, zeki ve baskın olan padişahların elinde çok iyi idare edilirken; istikrarsız, pasif ve başarısız padişahlar geldiğinde devleti yıkıma sürüklemişlerdir.
Ocak, arada isyan edip tekrar kontrol altına alınsa da imparatorluğun ilerleyen dönemlerinde iyice zıvanadan çıkmıştı. Cesur ve kahraman savaşçıların yerini, savaştan kaçan, rüşvetçi, zorba, halkın malına, canına, hatta namusuna bile kast eden çeteler almıştı. Kendileri fayda sağlamak yerine zarar verdikleri gibi, devletin ilerlemesine ve yeni ordu kurmasına da engel olmuşlardır. Hatta daha ileri gidip padişah katletmişlikleri bile vardır. Sultan Genç Osman faciasından sonra yeniçeriler iyice yüz bulmuş, çıkarlarına ters düşen devlet adamlarını ve sultanları yine bertaraf edip katletmişlerdir. Bir çok devlet adamı ve padişah bu ocağı kapatmak istese de başarılı olamamış ve canlarından olmuşlardır. Ta ki Sultan 2.Mahmud'a kadar. Yenilikçi bir padişah olan 2.Mahmudun, devletin diğer askeri birimlerini ve halkı arkasına alıp yürüttüğü bu topyekün kanlı harekatta yeniçeriler, karakollarına kadar sürülmüş, ardından ocağın tüm karakolları topa tutulmuş, içerideki tüm yeniçeriler canlı canlı kızartılmış , kıtır kıtır doğranmıştır. Halk bu zorba paralı askerlerden o kadar bıkmıştı ki bu kanlı vahşet gecesini vaka-i hayriye (hayırlı olay) olarak adlandırmışlardır. .Nihayetinde, Osmanlı İmparatorluğu'nu hem zaferden zafere taşıyan hem de yoldan çıkarak, zirveye taşıdıkları devletlerini çöküşe sürükleyen paralı asker ordusu yeniçeriler tarih oldu.
© Alper Anayurdu
deviantart.com/alperanayurdu
instagram.com/alperanayurdu.art
behance.net/alperanayurdu
artstation.com/alper_anayurdu
6 notes · View notes
tozluhayaller · 5 months ago
Text
Noddle bağımlısı olduk iyi mi.. Pişirmeye üşenince öyle kıtır kıtır yemekte güzel oluyo. Deneyin.
6 notes · View notes
zamanayenilmeden · 1 year ago
Text
Bir akrabamız vardı karısı yemek yapmayı bilmiyordu. pirinçler böyle kıtır kıtır pilav düşünün, adam ayranı alıp pilava döküp yemişti. Olmasını istedikten sonra olduramayacağımız bişey yok bence.
8 notes · View notes
aynodndr · 7 months ago
Text
Tumblr media
Hatırladıkça içini burkan
Gözlerinde buram buram tüten
Ayrılıktan bize yadigar kalan
Özlemek diye bir şey var…
Çığlık çığlığa sustuğun
Hasret içip kan kustuğun
Onsuz gecelere küstüğün
Özlemek diye bir şey var…
Ne gönül dinler ne hatır
Gelmeyince tek bir satır
Doğrar yüreğini kıtır kıtır
Özlemek diye bir şey var…
~Cengiz Yavuz~✍🏻 29 Temmuz 2024
#AyrılıklarınŞairi
2 notes · View notes
oylesarhosollsammki · 8 months ago
Text
Az once elma yerken aynı anda ben kavun dedim m. kıtır dedi kimse kimseyi duzeltmedi ama bu elma kavun yaa sjsjjx çünkü ben kavun oldugu içün sevyorum😝
4 notes · View notes
visalebeskal-a · 8 months ago
Text
geç uyuyup erken işe gitme hayaline ek olarak birkaç kıtır hayal daha: kuruldu
42si ertelenecek 44 alarm: kuruldu
5 notes · View notes
musfika-hanim · 1 year ago
Text
(bugün hep asmin'den bahsettim ama napim bir tanısanız, görseniz beni anlarsınız 🥺)
onu severken şöyle o ponçik suratını avucumun içine aldım atölyede arkadaşlara "şöyle bir torununuz olduğunu düşünseniz ya" dedim. asmin'in annesi de daha güzel, daha tatlı torunların olsun dedi. yahu dedim şimdi bundan tatlısını ben baya kıtır kıtır yerim, ciddi ciddi ısırırım hart hurt hüpletirim :) annesi kahkaha attı.
*canım asmin.. beş tane ablası var ve o evin en küçüğü altı yaşında. o kadar kibar, o kadar zeki, o kadar sakin, o kadar enerjisi tatlı bir yavru ki Allah onu ve ablalarını korusun. bugün hep hiç hatırlamadığı babasından bahsetti, o bebekken birlikte çekilmiş fotoğraflarını, videolarını izletti bana 🥺 babasının nasıl güzel bir yerde olduğunu tasvir etmeye çalıştım ona. cennetin güzelliklerinden bahsettim. inşallah babası cennettedir, duam odur ki orda buluşurlar. asmin'in babası büyük bir buhran, iflas eşiğindeyken intihar etmiş...
5 notes · View notes
yazan-kalem-siyah06 · 1 year ago
Text
Tumblr media
ADANA DA YAŞAMAK
VE
" ANKARALI OLMAK...
AYRICALIK DİR
Eğer…. Arı Sineması’nın açılışını hatırlıyorsanız..
Kuğulu Park’ın bölünmeden önceki halini biliyorsanız..
Sheraton Oteli’nin yerinde Kavaklıdere Şarapları’nın üzüm bağları olduğunu hatırlıyorsanız..
Köşk Pastanesi, Kafe ve Mini Golf’ü biliyorsanız..
Modern Disko, Gazanfer , MET, Apple adları sizde bir şeyler çağrıştırıyorsa,
Tunalı Hilmi deki Bimbo'ya gidip garip hamburger yemişseniz,
Şimdilerde Gazi Hastanesi'nin olduğu yerde futbol oynamış, kızakla kaymışsanız,
Amerikan Pazarı’ndan ve Hergelen Meydanı'ndan alışveriş yapmışsanız..
Airport Disko’nun açıldığını hatırlıyorsanız....
A Barda canlı müzik dinlediyseniz...
Eskişehir Yolunda Söğütözü'ndeki köprünün sadece bir ufak kavsak olduğunu hatırlıyorsanız...
Bilkent’siz bir Ankara düşünebiliyorsanız...
Oran'a giderken,"Buralar da amma şehir dışı" demişseniz....
Hava kirliliğinden dolayı okullarınız tatil edildiyse...
Chevrolet steyşın dolmuşlara binmişseniz,
Metropol Sineması acılınca "vay be iki salonu var" demişseniz....
Gölbaşı, Ankara, Büyük, Ulus sinemaları size bir şey ifade ediyorsa
Kocabeyoğlu Çarşısı’nın alt katından elden düşme kitap, dergi
almışsanız...
Kurtuluş Parkı’nda bir buz pateni sahası olduğunu biliyorsanız ve oraya
kaymaya gitmişseniz....
Kızılay'da, ağzındaki ufacık pul gibi bir şeyle kuş gibi öten
adamı biliyorsanız....
Köprülü kavşağı, metro durağı olmayan bir Ankara size normal geliyorsa....
Bahçeli 7. Cadde’ye sadece o civarda oturan bir arkadaşı ziyaret etmek için
gitmişseniz...
İlk kumpiri Tunalı'daki Kıtır Piliç’te yemişseniz....
Döneri, Sakarya'da Hosta'da yemeyi seviyorsanız
İstanbul’da yaşadığınız halde hafta sonu Ankara'ya gidiyorsanız...
İstanbul’da yaşadığınız halde Ankaralılarla görüşüyorsanız...
Margharita Pizza’yı, Körfez Pastanesi'ni biliyorsanız...
F 34'ü biliyorsanız..
Eskişehir Yolu’nun 2 şeritli ve boş halini biliyorsanız...
Arkadaşlarınızı en az 10 yıldır tanıyorsanız...
Kızılay trafiğe kapalıyken oradaki masalarda oturup, bisiklete binip, paten
kaymışsanız..
Kuğulu Park'daki salıncaklarda sallanıp, balon ve kâğıt helva almışsanız..
Kızılayda, GİMA’nın yada PTT’nin önünde birileri ile buluşmak için randevulaştıysanız..
Dikimevinden başlayan ve EGO otobüsleri için hazırlanmış tahsisli yolu biliyorsanız..
Gölbaşı’na yemeğe, pikniğe gitmişseniz..
Turizm Bakanlığı binasının yerinde tarla olduğunu hatırlıyorsanız
Otobüse Ulus’taki gardan binmişliğiniz varsa..
Gençlik Parkı’nda birilerinin nikâhına gidip, havuzunda bisiklete, akşamları da lunaparkta uçan sandalyelere binmişseniz..
Atatürk Orman Çiftliği’nden dondurma yiyip ayran içmişseniz
Atakule'nin inşaat halini görüp, açıldığında kosa kosa her hafta sonu oraya gitmiş ve Dreamland jetonları biriktirip hediye almaya çalışmışsanız
Milka’da peşmelba yemişseniz
Kolej-Yükseliş çekişmesini hep yaşamışsanız…
Eski Kızılay binasını görmüşseniz,
Güven Park’ın çocuk bahçesinde salıncağa binip kaydırak kaymışsanız,
Marmara Oteli’nde çay içmişseniz,
Gar’dan motorlu trene binip İstanbul’a giderken lokantasında yemek yemişseniz,
İstanbul’dan her dönüşünüzde yüreğinizde heyecan hissetmişseniz,
ODTÜ’ye çocukken çam fidanı dikmişseniz,
Tatil dönüşlerinde Eskişehir Yolu'nda Ümitköyün kenarındaki (şimdi artık yok) askeri radarı görünce "Oh be, Ankara'ya geldik sayılır" diye düşünmüşseniz,
Hayvanat Bahçesi’nde maymunlara fıstık vermişseniz,
Kuğulu Park'ta oturup Ankara simidi yemişseniz,
Çocukken “şans, talih, kader, kısmet, beş kuruşa” satmışsanız,
İncesudan doğru gelip, kolejden devam edip, sıhhiyeden Zafer Çarşısının yanından geçip Ankara Çayına karışan ama yüzeyden akan (üstü sonradan kapatıldı) dereyi biliyorsanız…
Ve bu boklu dereye taş atıysanız,
İki köstek misketin bir gıcır ettiğini biliyorsanız,
Mimar Kemal’in bahçesinde top oynamışsanız,
Evin bahçesinde kaplumbağa ve kirpiye rastlamışsanız,
Ağaç silkeleyip yada ağaca çıkıp dut yemişseniz,
Kocatepe Camii’nin şimdi olduğu yerdeki boş tepeden Kızılırmak Caddesi'ne kışın kızakla
kaymışsanız,
Kızılay’da Akba Kitapevi’nden, Meşrutiyet’te Hür Kitapevi’nden kitap almışsanız,
Goralı’da goralı yemişseniz,
Piknik’te bira içip sosis ve patates yemişseniz,
Ulus’ta Akman Bozacısı’nda boza içmişseniz,
Kızılay’da ulusal bayramlarda, Harp Okulu öğrencilerinin geçişini seyretmişseniz,
Milli Bayramlarımızda Ziya Gökalp Caddesi boyunca geçen Fener Alaylarını
geceleri anne babalarınızla izlediyseniz,
Babanızla annenizin ve kendinizin Gençlik Parkı Evlendirme Dairesi’nde evlendiğini biliyorsanız,
Gençlik Parkı’nda sonraları trene, uçağa binip; çay bahçesinde semaverden çay içmiş ve ahşap silindirik odada motosikletle dönerek düz duvara tırmanan adamı tepeden
seyretmişseniz,
Apple’da yılbaşı geçirmişseniz,
Stop’daki müzik kutusuna para atıp, müzik dinlemişseniz,
Mini Golf'ta golf oynamışsanız,
Köşk Pastanesi’nde “koko” yemişseniz,
Sergen’de dans etmişseniz,
Pizza Pino’da “Genç Kız Rüyası” yemişseniz,
Botanik Bahçesi’nde kaçamak yapmışsanız,
Gösteri veya maç için babanızın sizi 19 Mayıs Stadyumu’na götürdüğünü anımsıyorsanız,
Cebeci Stadının yapılışını biliyorsanız,
Anıtkabir, Ankara Kalesi ve Anadolu Medeniyetleri Müzesine gitmişseniz,
Komşunun bahçesindeki çağla ya da kiraza dalmışsanız,
Kukalı saklambacı, yakan topu biliyorsanız,
Meşrutiyet Caddesi’nde yakan top oynamışsanız,
Mahallede gece kartopu savaşı yapmışsanız,
Bahçelievler ve Gaziosmanpaşa’daki tek ve iki katlı evleri hatırlıyorsanız,
Radyoda Uğurlugiller'i, Çocuk Saati’ni, Karagöz Hacivat’ı, Orhan Boran ve Yuki’yi Mikrofonda Tiyatro’yu dinlemişseniz,
Bahçelievler sokaklarında bisiklete binip, paten kaymışsanız,
Mahallenizi, sokağınızı emniyet içinde dolaştığınız, şimdiki korumalı sitelerin müşterek alanları gibi görmüşseniz,
Bahar akşamları sokağınızın köşesinde arkadaşlarınızla buluşup saatlerce sohbet etmişseniz,
Renkli Sinema’yı hatırlıyorsanız,
Karın adam gibi yağdığı Ankara kışlarında, Emek Mahallesi 4. Caddenin tepesinden kızaklara veya kızakmış gibi davrandığınız tahtalara binip, 1. durağa, yani İsrail Evlerine kadar kaymışsanız,
Pilatin’de bilardo oynamışsanız,
Şişman Pastanesi’nden dondurma ve sabahları poğaça yemişseniz,
Sokak aralarında futbol-basket oynayacak yerler, tırmanılacak ağaçlar, aşılacak çitler olduğu aklınızda kalmışsa,
Kayarken karşınıza arabalar değil sadece kar delisi çocuklar ve gençler çıkmışsa,
Foto Hakkı’ da vesikalık ve aile fotoğrafı çektirmişseniz,
Okula yürüyerek giderken hava kirliliğinden zor nefes almışsanız,
SİZ ANKARALISINIZ… "
6 notes · View notes