#Enes Koçak
Explore tagged Tumblr posts
Text
Kendi Düşen Ağlamaz (2023) - Bölüm 2
Eylül Tumbar as Alize Soner & Enes Koçak as Serkan Darıca
40 notes
·
View notes
Text
Eylül Tumbar & Enes Koçak Kendi Düşen Ağlamaz, 1. Bölüm
#eylül tumbar#eylul tumbar#enes kocak#Enes Koçak#turkishedit#tessgifs#usrmina#userbass#userdevon#user-dee#user-oomh#dearindies#gifs#gifset#underused fc#turkishfcs#turkishfc#turkish fc#eylul tumbar gifs#enes kocak gifs#I liked this episode even with the bad youtube subtitle#I wish a version without logo
28 notes
·
View notes
Text
Icons Enes Koçak.
Like or repost if you save.
12 notes
·
View notes
Text
Kendi Düşen Ağlamaz
Kendi Düşen Ağlamaz (Serie 2023) #HakanYilmaz #SelenSoyder #EylulTumbar #EnesKocak #BeratYenilmez Mehr auf:
Serie Jahr: 2023- Genre: Comedy / Drama / Romantik Hauptrollen: Hakan Yılmaz, Selen Soyder, Eylül Tumbar, Enes Koçak, Berat Yenilmez … Serienbeschreibung: Die Adaption des gleichnamigen Buches von Aysegül Çiçekoglu… Alize, die am Tag ihrer Geburt ihre Mutter verloren hat, ist zu einer schönen, aber sehr egoistischen jungen Frau herangewachsen, die von ihrem Vater verwöhnt und erzogen wurde.…
View On WordPress
0 notes
Text
#365 gifs of ENES KOÇAK in 'kendi düşen ağlamaz: episodes 22-24 (2023),' can be accessed by joining my discord server, or sending me a message off anon. enes is of turkish descent and was born in 1999, so cast accordingly. please like and reblog if you found these useful.
tw: -
please read my rules before using. all gifs were made by me, so do not redistribute or claim as your own.
#enes kocak gif pack#enes koçak gif pack#gif pack#gif hunt#turkish fc#gifsociety#supportcontentcreators#turkishfcs#fcxdirectory#rpc#rph#*mine
93 notes
·
View notes
Text
enes koçak gif pack
415 gifs of enes koçak in kendi düşen ağlamaz. all made by me, like / reblog if you’re using or found this pack useful!
#enes kocak gif pack#enes koçak gif pack#turkishfcs#gifsociety#fcxdirectory#usermina#userandie#nare: packs
141 notes
·
View notes
Text
"Lovée au coin du feu
Tous ses sens en éveil
Elle se laisse bercer...." 🔥
Plume-en-plume
Gif d'après Sarenur Türk Koçak
#gif animé#sarenur türk koçak#coin du feu#flambée#feu de cheminée#quotes#plume en plume#poésie#soir#hiver#winter#froid#fidjie fidjie
28 notes
·
View notes
Text
🏹 : RESERVA REGISTRADA.
ENES KOÇAK ha sido reservade a nombre de PETUNIA. agradecemos el interés, a partir de ahora cuentas con 48 horas para enviar tu audición. ¡esperamos tengas una linda tarde!
0 notes
Text
test muses starter call!! like this and i'll write you a quick starter from one of the muses i've been dying to use (you can request one or i'll pick at random). find them under the cut
ethan murray (kedar williams-stirling fc) — voice actor ; 24-28 ; cis man & he/him ; gay ; aquarius
nevaeh cooper (yara shahidi) — college student ; 22-24 ; cis woman & she/her ; bisexual
genevieve bumanglag (kylie verzosa) — teacher ; 29-33 ; cis woman & she/her ; bisexual ; aries
sunwoo bae (wi hajoon) — private chef ; 29-33 ; cis man & he/him ; bisexual ; gemini
monroe lewis (mason gooding) — dancer ; 23-27 ; cis man &he/him ; bisexual
elio clemente (simone baldasseroni) — ex-frontman of dog days, current solo musician and aspiring actor ; 23-26 ; cis man & he/him ; bisexual
kerem uğurlu (enes koçak) — frontman and guitarist of dog days; 22-25 ; cis man & he/him ; bisexual
amari scott (ryan destiny) — bassist of dog days; 24-27 ; cis woman & she/her ; bisexual
jinyu hsu (lusi zhao) — keyboardist of dog days; 23-26 ; cis woman & she/her ; bisexual
8 notes
·
View notes
Text
Kendi Düşen Ağlamaz - Bölüm 1
Eylül Tumbar as Alize + Enes Koçak as Serkan
#Kendi Düşen Ağlamaz#Kendi Dusen Aglamaz#AlSer#Alize Serkan#Alize#Serkan#Enes Koçak#Eylül Tumbar#dizi#gif
21 notes
·
View notes
Text
Ne Mutlu Türk'üm Diyene!..
Aksakal yurdunu bilen beğleri
Şanlı soylarının, davasındadır
Dil,din,kültürüyle aynı huyları
Ülkü toylarının davasındadır
Yabancı çatıda olamaz Türk'ler
Düşmanın yalına dolamaz Türk'ler
Farklı kimliklerde kalamaz Türk'ler
Kür-Şâd beğ'lerinin davasındadır
Malazgirt evladı sensin Türkmen'im
Koçak yüreğinle ünsün Türkmen'im
Beğlerin ,itleri yensin Türkmen'im
Canlar köy'lerinin davasındadır
Ol merdin oğludur Türk'ün kanıyla
Bozkurt yuvasında şanlı hânıyla
Mustafa Kemâl'in lider yanıyla
Yiğit huy'larının davasındadır
selam ilet her can'a
Yesevi harcından en şanlı kana
Oğuzhan otağı ecdattan yana
Börk'lü tuğ'larının davasındadır.
5 notes
·
View notes
Note
hello cat and mouse! could you please give me some turkish fcs that are male or non-binary that could be a college student? preferably no one over 25, tysm!
Emre Bey (1997) Turkish - has younger roles!
İdris Nebi Taşkan (1997) Turkish - has younger roles!
Aytaç Şaşmaz (1998) Turkish.
Burak Dakak (1998) Turkish.
Atakan Özkaya (1998) Turkish.
Ege Tanman (1998) Turkish.
Mert Ramazan Demir (1998) Turkish.
Enes Koçak (1999) Turkish.
Sarp İkiler (1999) Turkish.
Demircan Kaçel (1999) Turkish.
Arda Anarat (1999) Turkish.
Atakan Hoşgören (1999) Turkish.
Durukan Çelikkaya (1999) Turkish.
Jean Kaito (2000) Turkish / Japanese.
Can Bartu Arslan (2000) Turkish.
Korcan Kol (2000) Turkish.
Ahmet Haktan Zavlak (2001) Turkish.
Kaan Miraç Sezen (2002) Turkish.
Eren M. Güvercin (2002) Turkish - is genderfluid (possibly uses they/them).
Şahin Kendirci (2002) Turkish.
Hope this helps!
3 notes
·
View notes
Text
Berk, Ali çıktıktan sonra birkaç dakika bocaladı. Ondan sonra, alelacele paraları toplamaya başlayarak babasının yanına çıktı. Kenan ile, salonda karşılaşmıştı.
"Ne söyledin çocuğa?" diye sordu adam. "Apar-topar kaldırdı anasını götürdü..."
"Hi-Hiçbi' şey," dedi Berk.
"Bana yalan söyleme. Ben yalan söylediğin zaman senin gözünden anlarım..."
"Baba, vallahi billahi benim bi' suçum yok!" diyen Berk, inandırıcı ve doğal olmaya çalıştı. Fakat bu gecenin sonunu görebiliyordu. O odaya geri dönmek...
Ama çalan bir kapı zili, Berk'e Hızır gibi yetişti. "Derya," diyerek yanından ayrıldı Kenan, ama gelen Ayla'ydı. "İyi akşamlar Kenancım," diyordu.
"Ayla teyze..." diye kekeledi Berk. "Cemre geldi mi?"
"Hayır, canım," diye cevap verdi kadın. "Evde uyuyor o. Biliyorsun, reçetesine bulimia ilaçları eklenince iyice ağırlaştı uykusu, her gün kış uykusuna yatıyor neredeyse... Kenan... bu... dört kadeh de neyin nesi?"
"Ben sizi yalnız bırakayım, konuşacaklarınız vardır," diyen Berk, odasına hamle yapmaya çalıştı.
"Kaç bakalım, kaç odana," diye kızdı Kenan. "Bunu sonra konuşacağız!"
"Asıl sen kaçamak yanıt verme Kenan, kim bur'daydı!"
Ayla'nın kıskançlıkları sağ olsun, odasına kapanmayı başaran Berk, önce gözleri dalarak yatağına oturdu. Aslında, telefon çalana kadar telefonun varlığını unutmuştu, ama arayan Arap'tı. Bu çağrıyı sessize aldı önce, ve bir his kaplamaya başladı kendisini. Bu hissi biliyordu, bu, Pandora'nın başına gelen histi, Psyche'nin başına gelen şeydi, bu his... meraktı. Her ne kadar vicdanı, başka birinin telefonunu karıştırmamasını söylüyorsa da, elinde kilidi açık bir telefon vardı ve, Berk'in parmakları onun üstüne gitti.
Arka plan duvar kâğıdını Hato süslemekteydi öncelikle. Eskiden, insanlar birbirinin en çok mesajlaşmalarını merak ederdi, ama artık telefonların içine bir dünya sığabildiği için, Berk önce galeriye baktı. Tahmin ettiği gibi Vefa, Arap ve Zeyno'yla bir sürü selfie buldu... Ama bunlardan daha çok, Derya Hanım'ın fotoğrafı vardı. Bir futbol arşivi vardı Ali'nin, en çok Messi görülüyordu bu arşivde. Cemre'yle selfie'leri de vardı, Berk kıskanıp kıskanmadığı konusunda kalbini yokladı. Cemre'nin, Ali'ye nasıl baktığını görmüştü... Berk'e, hiç bakmamıştı Cemre böyle.
Bir video vardı, onu açtı delikanlı. Dörtlünün, Vefa yaşarken denize gittiği bir gündendi... kamera Ali'nin elindeydi. Vefa'nın doğum günü olduğu anlaşılıyordu. Vefa, suya atlamaktan korkmuş, şu Arap'ın abisi olan kro adam, onu tekmeyle denize göndermişti... Video bitince uygulamadan çıkan Berk, notlar bölümüne baktı. Çeşitli filmlerden replikler vardı, bir tanesini yıldızlamıştı Ali:
"Şeytanın asıl numarası, yokluğuna inandırmasıdır."
Sonra, bir sürü klasör buldu. Büyük harflerle adlandırılmış olan, VEFA'NIN CİNAYET DOSYASI idi. Bunu açtı Berk. Bunun içinden, her biri hakkında minik minik klasörler çıktı. Ege Şimşek için şöyle yazıyordu:
"Çok rahat bir tip... Vefa ile neden sorunu olsun ki? Uyuşturucuya bile bulaşmamış..."
Berk, okumaya devam etti:
"Çağrı Koçak: Uyuşturucu sorunu en çok öne çıkan tip. Fıstığa alerjisi var... aşırı doz kullandığı bir günün gecesinde, Vefa'ya saldırmış olabilir mi?
"Hazal Küçük: Paragöz... ama para için bile bu cinayeti işlediğini düşünmüyorum. Genel olarak kızlar, katil adaylarım arasında değiller. Hem Vefa'nın gücünün onlara yetebileceğini düşünüyorum...
"Cemre Yılmaz: Kızların içinde, Vefa'nın katili olmak için son adayım. Cemre'de bir şey var, onun böyle bir şey yapabileceğine inanmıyorum... annesi, bu okulun en büyük bağışçısı... Cemre'yi popüler kılan da bu... babası, kardeşi Emre'yi kaybettikten sonra gitmiş.
"Duru: Zararsız bir tip, onun da Vefa ile sorunu olmasa gerek.
"Mavi Güneş: Başlarda Vefa'nın davasıyla çok ilgileniyordu, son zamanlarda bu alakasını kaybetti, ama çok normal, Vefa'yı bizim gibi çocukluktan beri tanımıyor... alt tarafı bir sınıf arkadaşıymış işte onun için...
"Leyla: Uyuşturucu sorunu var, ama Vefa'yla sorunu yok."
Berk, öğretmenlerle ilgili notları atlayarak nihayet kendisinin anlatıldığı mini-klasöre ulaşabildi:
"Uyuşturucu sorunu var... onu kaçırmaya geldiğim gece dikkatlice inceleme fırsatı bile bulamadığım fotoğraflarda, şimdikinden daha mutlu görünüyordu. Eğer onun ölümüne neden olsaydım, kendimi ömrümün sonuna affedemezdim... Bir katili ararken, kendisi katil olan insan, asla aklayamaz vicdanını..."
Sonra, yine Vefa... Berk, Vefa'ya adanan bu son mini-klasörde, şu cümleleri buldu:
"... Sen öldün kardeşim. Babamı kaybettikten sonra, bunu anlamak için çok küçüktüm ama, şimdi çok iyi anlıyorum ki, ben bir kardeş istiyorum... Evet, Osman amcanın gözlerinde fark ettim bu dileğimi. Senin başına gelen benim başıma gelse, annem n'apar? Tutunacak bir dalı mı var? Ben tek çocuğum... ama bir kardeşim olsaydı, şöyle benden küçük bir erkek çocuk, abilik taslayabileceğim, o sahip çıkardı anneme, koruyup kollardı... Şimdi diyorsundur ki, 'Arap da senin kardeşin, Zeyno da,' evet, Vefa'm, onların kardeşim gibi olduğunu biliyorum, ama istersen bana 'bencil' de, onlarla kan bağım olmadı ki hiçbir zaman... Kan bağı farklıdır. Gerçek bir kardeşe sahip olmanın nasıl bir his olduğunu merak ediyorum, bunu anlamak için Arap'a bakıyorum bazen. Evet, Bilal gibi bir abi ama yine de bir abi... Zeyno'ya gelince... sekiz yaşında bir kardeşi olduğunu öğreniyor, adını öğrenmeye bile tenezzül etmiyor. Evet, biz Zeyno'muzu hep dik başlı olarak biliyoruz, elbette yumuşayacaktır, ama şu an... ne bileyim, bir kardeşinin olduğunu öğrenir öğrenmez ona koşmak istemedi mi merak ediyorum. Boynuna sarılıp, 'Sen benim kardeşimsin,' demek istemedi mi hiç? Bilemiyorum Vefa. Bildiğim tek şey, seni çok özlediğim."
Berk'in, bundan sonraki istasyonu, Ali'nin en çok dinlediği müzikler oldu. Bir tanesi vardı ki içlerinde, hem adı büyük harflerle yazılmıştı, hem yıldızlanmıştı, hem de listenin en tepesindeydi, Ali'nin favori şarkısı olduğu anlaşılıyordu... Berk, kulaklıklarını takarak, o şarkıya bir şans vermek istedi, hiç tarzı olmamasına rağmen. "Gökyüzünü Tutamam" çalmaya başlayınca, Berk, Ali'nin müzik seçimlerinin de hiç fena olmadığını düşünmeye başladı. Evet, o gün zıt düşmüşlerdi. Vefa'nın bisikletinin kırıldığı o uzun gün... Berk, o yarım saati hatırlamaya cesaret edebiliyordu şimdi.
Bisikletçinin karavanından çıktıktan sonra, yakınlarda bir park bulmuşlardı. "Yarım saatte ne yapılır ki?" diye sormuştu Berk.
"Sana, en sevdiğim anime'nin, en sevdiğim bölümünün, en duygusal sahnesini açabilirim..." demişti Ali.
"Sen ciddi misin ya, bana çizgi film mi izleteceksin? Aç bir sit-kom bölümü..."
Berk, Ali'nin halen yas içinde olduğunu göz ardı etmişti o ara. Vefa'nın kırkı çıkmamıştı henüz. Ama Ali, Berk'i kırmayarak, "The Office"in bir bölümünü açmıştı. Yirmi dakika boyunca, akıllarını her şeyden uzaklaştırarak, Michael'a gülmüşlerdi... sonra da bisikleti emanet bırakıldığı yerden almaya gelmişti sıra. Ve şimdi, Ali'nin telefonunun şarjı bitiyordu. Neyse ki, şarkı sonlanana kadar kapanmadı telefon.
"Bu vazgeçişimin, suçlusu onlar," sözleri son kelimeleri oldu telefonun.
*****
O sırada Derya, "Eee, nerede Bilal?" diye soruyordu oğluna. Ali, kendilerini alelacele, "Ne, baban abini mi evden kovdu? Senin elin armut mu topluyor oğlum, yapsana babanla abinin arasını! Tamam, tamam, iş yine başa düştü, gönder bizim evin bahçesine gitsin, sen babanla kal, biz görüşürüz abinle. Şu işin aslını-astarını bi' anlayalım, ama ateş olmayan yerden duman tütmez, içimden bi' ses, Kader ablayla Bilal abinin arasında gerçekten bi' şey olabileceğini söylüyor, sevmek suç değil Arap! Senle Duru'ya kimse bir şey diyor mu, benle Cemre'ye kimse bir şey diyor mu...!" sözleriyle Kenan'ın evinden uzaklaştırmıştı. Ali,
"Şu anda hiçbir şey sorma anne," dedi. "Yarın açıklayacağım, söz..."
Ondan sonra, o da odasına kapandı. Öylece bilgisayarına takmıştı gözünü. Önce, biraz kafa dağıtmak için onu açtı, sonra, bir yeni mail bildirimine dikkat etti.
"Yedeklemiş... yedeklemiş... YEDEKLEMİŞ!" diye bağırdığında, Derya'nın ödü koparak odasına daldı.
"Oğlum ne bu haller, önce Kenan Bey'e blöf yapıyorsun, sonra beni başından savsaklıyorsun, şimdi de odanda kıyameti mi koparıyorsun!"
"Özür dilerim, anne," dedi Ali, heyecanını saklamaya çalışarak. "Yarın her şeyi tastamam anlatacağım sana, şimdi lütfen yalnız bırak beni."
"Bak, eğer bi' acayipliğini daha görürsem, gelir anne terliği, ona göre!"
"Tamam, tamam," diyen Ali, kendisini otomatik yedeklemeye programlamış telefonundan, bilgisayarına aktarılan videoyu kontrol etti ve sonra kendini yatağına bıraktı.
Tavanda, kendisine çocukken babasının aldığı yapıştırma yıldızların fosforlarına gözlerini dikerek uyumaya çalıştı.
*****
2 EKİM 2022
Bu iğrenç his bitmemişti. Bitmiş gibi rol yapmıştı, inandırıcı da olmuştu, ama içinde halen dolaşan bir köstebek vardı sanki. Bilirsiniz, köstebekler yeraltında yaşar, onun da içi yeraltı gibiydi. Karnında gereksiz bir ağrı vardı, ağzı kuruyordu, iki yıl kadar önce o da herkes gibi korona olmuştu ve o zamanlar hissetmişti en son böylesini, fakat bu sarı ışıktı. Biliyordu, kırmızı ışık değildi henüz. Elindeki aynadan görebiliyordu bunu. Gözaltları tertemizdi, böyle mi olurdu bir bağımlının gözaltları?
"Ben bağımlı değilim, iyiyim ve daha da iyi olacağım," dedi kendine.
Israrları meyve vermiş, babasına kendini okula getirtmeyi başarmıştı, üstelik, okula en erken gelen kişilerden olmuştu. Şimdi de gözleri Leyla'ya takılıydı.
"Bi' sorun mu var?" diye sordu Leyla.
"Biraz... konuşabilir miyiz?" dedi Çağrı.
"Peki," diyen kız, önden yürüdü. Tadilat halindeki spor salonuna geçtiler, burada onları kimse göremezdi. Çağrı, "Cemre'yle Berk'i gördüm..." diye konuşmaya başladı. "Dostça ayrılıklarını yaşamaya karar vermişler. Biz de öyle olabiliriz, diye düşündüm."
"Öyle mi, peki Ege'yi kayırıp, beni rezil ederken aklın ner'deydi?!"
"Berk'in kararıydı..." dedi Çağrı. "Ege'nin rezil olmasını istemedi. Ama sen de beni merak ettiren bi' şey yaptın açıkçası... neden Ege'yle birlikte değilsin? Artık ben aradan çekildiğime göre, yeterince zaman da geçtiğine göre, niçin beraber olmuyorsunuz?"
"Senin sormak istediğin başka bir soru var..." dedi Leyla. "Dökülsene. Ha'di, burada Ege ve benim için bulunmadığın ortada. Sen ne söylersen söyle, ben senin ciğerini biliyorum Çağrı..."
"Tamam, pes ediyorum," dedi Çağrı. "Sen kazandın. Ben... pişman olduğum bir şey yaptım. Bunu itiraf etmek çok zor, ama beni en iyi sen anlarsın. Ben, şey... Serhan'ı içeri tıktırdığımız için pişman oldum."
"Biliyordum," dedi Leyla, "Benim gibi bir sürü gencin alışverişine çomak soktun..."
"Ve şimdi yeni bir satıcıya ihtiyacım var."
"Tanıyorum böyle birini," dedi Leyla. "Ama sana pahalıya patlar."
"Ver adresini, ne kadara mal olursa olsun."
"Sadece o da değil... salt hap yok bu adamda. Bu, daha çok tozun ticaretini yapıyor... emin misin?"
Çağrı emin değildi, ama öyle olduğunu söyledi. Belki de bir adım ötesine geçmenin zamanı gelmişti.
Leyla'dan adresi aldıktan sonra, ellerini ovuşturarak spor salonundan çıktı.
*****
Ali, sınıftan içeriye girdiğinde, Hazal'ı cırlarken buldu. "Ya, Berk yok, diyorum arkadaşlar ya, ne kadar tasasızsınız!" Artık, Berk'e âşık olduğu, bütün okulun malumu olduğu için, kimse yadırgamıyordu onun bu endişesini. Telefonunu kaldırıp Berk'i bir daha arama teşebbüsünde bulundu. Yine sesli mesaja düşmüştü. "Ben niye zaman kaybediyorum ya?" diye sordu genç kız. "Sen kaçırdın Berk'i, di mi Ali?"
"Saçmalama Hazal, aynı hatayı neden bir daha yapayım?"
"Yalan söylüyorsun, öncekinde de söylediğin gibi. Ben inanmıyorum sana, Berk'i kaçıran da sensin, ona yalan ifade verdirten de. Söyle Berk'in yerini!"
Hazal'ı hiç umursamayan, ve, "Bilmiyorum, bilsem de sana söylemezdim! Ben kendim giderdim yanına," diye sınıftan çıkan Ali'nin, gerçekten de bir tahmini vardı. Oraya gitti, tadilattaki spor salonundan bile tahmin edilemeyecek o kuytu köşeye. Berk'i, "tahmin ettiği" gibi orada buldu. Delikanlı, geldiğini fark etmemişti, halen başı, kollarının arasında duruyordu, dizlerinin üstünde. Ali, ses çıkarmadan yanına oturdu, ondan sonra korkutmamak için, önce boğazını temizledi. Başını kaldıran Berk'e, "Sende benim bir emanetim var..." dedi. "Onu almaya geldim."
Berk, şarjı bitmiş telefonu ona iade ederken, bu durumu paylaştı. "Yani aklın kalmasın... Hiçbir şeyini karıştırmadım içindeki." Gözlerinin içine bakmıyordu.
"Karıştırdığından endişe etsem, dün dönerdim telefonumu geri almaya. Hem benim hiçbir sırrım yok, telefonun içindekiler, öğrenmeni istemeyeceğim şeyler değil. Hiçbir şey saklamıyorum ben. Hiçbi' şeyi silemezsin bu arada, çünkü her şey çoktan yedeklendi..."
"Niye sileyim ki?" Berk halen gözlerini kaçırıyordu. "Vefa'nın katil adayları arasından bir numaraya oturmak için mi?"
"Yok, artık son numara bile olamazsın," diye cevap vermişti Ali. "Yükseklik korkun varmış ya..."
"Ne duruyorsun?" dedi Berk. "Ha'di gitsene, geç bile kaldın. Anlat herkese bütün korkularımı; herkesi bir bakışıyla muma çeviren Berk'in, evinde küçük bir çocuk gibi ceza odasına kapatıldığını... O herkesin korkulu rüyası Berk Yağızoğlu'nun, on yedi yaşında bile bir çocuk gibi cezalandırıldığının görgü tanığı oldun sen, bunun için de hiçbir görsel kanıta ihtiyacın yok..."
"Saçmalama Berk, niye böyle bir şey yapayım? Hem... değil sen, küçük hiçbir çocuğa böyle ceza verilemez. Benden önce kalkıp, kendini göstermesi gereken sensin. Herkes seni merak ediyor."
"Gidemem," diyen Berk, ağlamıyordu ama gözlerinin dolmasına da engel olamıyordu, "Rezilce bir durum bu, kimsenin gözünün içine bakamam."
"Dinle, Berk..." dedi Ali. "Ben bu durumun bilinmesini istiyorum, ama babanın yaptığı şey yanlış olduğu için. O yüzden ben, hiç kimseye söylemeyeceğim. Senin, hazır olduğunda söylemen için sabırla bekleyeceğim... Şimdi, senden rica ediyorum, lütfen gel. Bak sen ortalardan kaybolduğunda ilk şüpheli ben oluyorum tamam mı, bi' daha yaşamak istemiyorum bu durumu."
Berk, nihayet sırıtmıştı.
"En azından gözlerimin içine baksan..."
Berk dediğini yaptığı için, Ali'nin içi rahatlamıştı. Kalktı, yürüdü. Berk, Ali'yi takip etmedi; ama Ali geride bıraktığı delikanlının kendisine katılacağını biliyordu. Er ya da geç...
*****
Derslerde, gözleri fal taşı gibi açık olan Çağrı, aslında başka bir dersin hocasının yokluğunu telafi eden babasına her şeyin normal olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu. Fakat başında bir ağrı vardı ve, dayanmakta güçlük çekiyordu. Cemre ise, tam tersi durumdaydı. Uyuyup duruyordu derslerde.
"Çocuklar, arkadaşınızı uyandırır mısınız," diye uyarmak zorunda kaldı Önder. "Tamam, biliyorum, boş ders gibi geçiyor ama, kural kuraldır."
Cemre, uyandığı ortamda biraz afalladı. Bu vakitsiz uykulardan nefret etmeye başlamıştı, ama bunu engellemenin tek yolu, ilaçlarını bırakmaktı. Çünkü psikiyatrik ilaçlar da tek başına uyku yapmıyordu, Bulimia ilaçları da. İkisi birbirine karışınca, ilaç etkileşimi oluyordu ve bu neden oluyordu kızın günde on iki saate varan uykulara dalmasına.
Cemre, hemen o öğle vakti dozlarını almayı bıraktı.
Tabii bunun, etkileri hızlı oldu. Cemre, Arap'la Duru'nun samimiyetlerine sinirlenmeye başladı artık. Aşk, Cemre'nin bu hayatta en çok değer verdiği olguydu ve Duru'nun, bunu kirletmesine dayanamıyordu. Yeni âşıkların yanında bitiverdi.
"Durucum, müdür odasından bekleniyorsun," dedi.
"Neden ki?"
"Okuldaki uyuşturucu muhabbetleri üzerine, her öğrenciyi çağırıp tek tek sorguluyorlar..."
"İyi de, benim ne alakam olur?"
"Olmasına gerek yok, ha'di git Duru," diyen Cemre genç kızı göndermeyi başardı. Ondan sonra Arap'a, "N'aber," dedi.
"Zıpkın gibi, fişek gibi," diye cevap verdi Arap. "Senden?"
"Benim canım sıkılıyor," dedi Cemre.
"Hayırdır inşallah, bizim kerata mı bir eşeklik yapıyor...?"
"Hayır, sorun Ali değil..." dedi Cemre. "Ben de değilim. Sorun, Duru..."
"Duru mu?" diye sordu Arap. "Nesi varmış sevgilimin?"
"Açıkçası bekleyip durdum sana itiraf etsin diye, ama kız o kadar yüzsüz ki... iş bana düştü... Öncelikle senden duymalıyım... Arap, acı gerçekleri işitmeyi mi tercih edersin, yoksa yalanlara inanıp sonsuza kadar mutlu olmayı mı...?"
"Yenge, ne demeye çalıştığını anlamıyo'm ama, 'Acı gerçekleri,' diyeyim..."
"Doğru olanı seçtin. Duru'nun, Amerika'da bir sevgilisi var, Arap."
"Cemre, müdürün beni çağırdığı falan yok, niye yalan söylüyorsun ya?" diyerek geldi Duru. Arap, gözleri dolu dolu soruyu yapıştırdı:
"Asıl sen bana yalan mı söyledin?" Duru, anlam vermeye çalışarak baktı. "Amerika'da bir sevgilin olduğu doğru mu senin?"
"Arap, ben... ben..."
"Ben, senin gibi bir Tozluyakalıyı yanımda sevgili diye dolaştırmak bir kenara, süs köpeği olarak bile dolaştırmam, mı diyecektin?" diye sordu Cemre. "Amerika'da bir sevgilim varken, senin gibi bir varoş ancak geçici bir heyecan olur benim için... neticede uzak mesafe ilişkileri böyledir, böyle mi söyleyecektin Duru?"
"Ya sana ne Cemre, seni ne ilgilendirir, neden karışıyorsun bizim ilişkimize!"
"İyi ki de karışmış!" diye bağırdı Arap. "Bi' daha bana selam bile verme, yoluma çıkma, sakın bana bi' daha Arap deme!"
Duru, Arap'ın koşarak kaçmasına engel olamadı. Ondan sonra, ağlayarak Cemre'ye baktı. "Beğendin mi yaptığını?"
"Şimdi sana kötülük yaptığımı düşünüyorsun ama..." dedi Cemre. "Gün gelecek, Arap'la ilişkiniz sağlamlaştığında bana teşekkür edeceksin."
*****
İstanbul'da havalar soğuklarına biraz ara vermiş, lodos esmekteydi şimdi. Bu, Derya'ya da baş ağrısı vermişti. Dükkânının önünde, işlerine biraz mola verirken, Arap'ın koşarak geçmekte olduğunu gördü. "Oğlum, senin ne işin var bu saatte bu mahallede!" diye bağırdı...
"Öğleden sonrası için izin aldım Derya teyze, kendimi biraz kötü hissediyorum da!"
"Lodostandır..." diyen Derya, dün kendi oğlundaki acayiplikleri de hatırladı. "Umarım Zeyno'ya da esmez bu kötü havalar..."
"Merhaba," diyen bir ses ortaya çıktı. "Kader'di, di mi?"
"Yok, ben Derya..."
"Ah, nasıl da anlayamadım..." diyen Nesrin, dükkânın tabelasına baktı: Derya'nın Unlu Mamulleri. "Ben de Nesrin, Çağrı'nın annesi."
"Memnun oldum, başınıza gelenler için çok üzgünüz... biz de müsaitseniz sizi ziyaret edecektik evinizde bu akşam," diyen Derya, "eviniz"le kastettiği şeyi düşünerek elini başına götürdü. Nesrin'in evi değildi ki teknik olarak, Önder'le Çağrı'nın eviydi.
"Lodostandır..." diye gülümsedi Nesrin, ve izin almadan yanına çöktü. "Ben buraya Kader Hanım için gelmiştim aslında, ikidir Çağrı için beni arıyor, ama ben onun telefonunu kaydetmemek gibi eşeklikler yapıyorum... Mahcubum kendisine karşı..."
"Sorun etmeyin, Kader benim kırk yıllık dostumdur, böyle şeyleri dert etmez. Ben kendime sert bir kahve yapacağım, bana eşlik eder misiniz?"
"Hayhay," diyen Nesrin, gülümsedi.
*****
Zeyno, Arap'ı kendisini odasına kapatmış halde buldu. "Neden çağrılarımızı açmıyorsun, Arap?" diye yanına oturdu. "Cemre her şeyi anlattı Ali'ye... bir kız için kendini bu kadar helak etmeye değer mi? Dünyada aldatan ilk kız Duru mu? Leyla da Çağrı'yı aldatmış, Hazal'la Berk de Cemre'yi aldatmış..."
"Senin hiç sevgilin olmadığı için anlayamazsın..."
"Aman, senin sevgilin oldu da n'oldu? Yine benim tesellime kaldın. Bak, ne zaman Ali'yi düşünsem, bu şarkıyı açıyorum," diye gülümsedi. Arap, artık Vefa gibi olmuştu, yanında özgürce sevdiği adamın ismini telaffuz edebiliyordu.
"Veda ediyorum, hatıralara..." diye başlayan şarkıya, Zeyno da eşlik etmeye başladı. "Bu ayrılık seni, ağlatır belki..."
"Kızım, kapat şu concon müziklerini!" diye bağırdı Arap.
"Concon falan değil, Aydın Kurtoğlu bu."
"Concon işte."
"Yahu, Cengiz Kurtoğlu'nu sevmez misin sen, bu da onun oğlu!"
Arap'ın ilgisi çekilmişti, kulağını şarkıya verdi. Şarkı, sadece kendisinin dikkatini çekmemişti, Bilal de gelmişti içeriden. Zeyno, onu görünce bozuldu, ama yine kendisinden çok arkadaşlarını düşündüğü için, ses çıkartmadı.
"Oğlum, bu şarkı böyle dinlenmez," dedi ve elindeki bira şişesini Arap'a uzandı. "Seneye on sekiz olacaksın, şimdiden içiyo'sundur, bilmiyo' muyum sanki, en azından gözümüzün önünde sarhoş ol..."
Arap, şişeyi kaptığı gibi kafasına dikti. "Yavaş git, Arap," dedi Zeyno.
"Yapılır mı bu bana be..." dedi Arap. "Benim gibi Anadolu çocuğuna yapılır mı bu... benim neyim eksik elin Amerikalısından? Aynı mavi göz bende de yok mu?"
"Sende daha güzeli var aslanım!" dedi Bilal.
"Bana müsaade..." dedi Zeyno. Artık daha fazla Bilal'i çekmek istemiyordu. Bilal de gidişine memnun oldu aslında, o da artık Arap'la daha özgürce konuşabilir olmuştu. "Kardeşimsin sen benim... benim yüzüm güldü mü aşkta ki, seninki gülsün..."
"Beni aldatsa, inan daha az üzülürdüm abi..." dedi Arap. "Ama aldatan kişi ben oluyorum bu durumda, hem de bilmeden! Metres gibi kullanmış beni abi ya, metres gibi!"
"Gururlu kalbim sana... hayırlı günler diler!" diye biten şarkı, Arap'a Zeyno'nun telefonunu kendine bıraktığını fark ettirdi. Burası Tozluyaka'ydı, kimsenin kimseden gizlisi-saklısı yoktu, o yüzden kapılar bile kilitlenmeden uyunurdu, ama bu telefonu Zeyno'ya iade etmesi gerekiyordu Arap'ın. Ayakları sekiz çizerek, çıktı odasından. "Arap, yardıma ihtiyacın var mı la?" diye sordu Bilal.
"Yok, abi, ilk kez gittiğim yer mi Zeyno'nun evi..." diyen Arap, Bilal'in bahaneyle Kader'i görmesine engel olmuştu.
*****
Derya'ya, Nesrin'le sohbet çok iyi gelmişti. "Sizin bu kadar medeni olabileceğinizi tahmin etmiyordum," dedi kadına giderken...
"Benim hayatımın çoğu Avrupa'da geçti..." dedi Nesrin de. "Ama oğluma düzgün annelik yapamadıktan sonra, ne fark eder...?"
"Lütfen kendinize haksızlık etmeyin. Biri bana bir keresinde demişti ki... 'Eminim harika bir çocuk yetiştirmişsinizdir...' Şimdi aynı sözleri benim de size iletmeme izin verin."
"Çok naziksiniz, ama ben suçu hep Önder'de aramıştım... oysaki suçlu olan benmişim. Bakın, ben Önder'i sildim. O sadece benim, müşterek bir oğlumun olduğu bir arkadaşım artık... Hayatında ne istiyorsa onu yapabilir, evlenebilir de, ama oğlumun velayeti halen onda... Öğrencilerini düşünmekten oğlunu ihmal etmesin yeter."
"İyi de bunları bana neden anlatıyorsunuz Nesrin Hanım?"
"Sizin Önder'e anlatacağınızı biliyorum," diye gülümsedi Nesrin.
Derya bir kez daha elini başına götürdü.
Bu kez lodostan değildi, Nesrin'in her şeyden haberi vardı, Önder'le iptal olan akşam yemeğinden, her şeyden...
*****
Lodos, Berk'i de vurmuştu. Ali'yle konuşmasından sonra biraz mutlu hisseden gencin başına çarpıyordu şimdi esen rüzgâr. Berk, bunu geçirmek için sığındığı teknesinde biraz içmeye karar verdi. Çağrı'nın, aynı nedenle kendine toz verecek torbacıyı aradığı saatlerde, Berk babasını düşünüyordu. Yarası iyileştikten sonra, adamın davranışları kendisine karşı sertleşmeye yüz tutmuştu ama, bu geceyi teknede geçirmesine izin vermeyecek kadar da katılaşmamıştı henüz.
"Berk," diye bir ses geldi.
"Hazal, yine mi sen..." diye ofladı Berk, şişeyi dudaklarına götürürken Arap gibi. "Babamın beni bu gece rahat bıraktığını düşünüyordum, ama Kenan Bey bu, hiç durur mu, göndermiş belamı arkamdan..."
"Elbette seni babana soracağım, Ege ner'de olduğunu bilmiyorsa başka kime sorabilirim...?" diyen Hazal, gelip yanına oturdu. "Berk..." dedi. "Şimdi seninle açık açık konuşacağım. Etrafına bir bak ya... kim kaldı senin yanında? Şu anda köpeğin bile seninle değil, babanın yanında. Yapayalnızsın, tıpkı benim gibi."
"Eee?" diyen Berk, sözlerinin acıttığını çaktırmamaya çalıştı.
"Seni benden başka seven kimse yok," dedi Hazal. "Herkes gitse de, ben buradayım işte. Bütün arızalarına rağmen seviyorum seni..."
"Seviyorsun da n'oluyor?" diye sordu Berk. "Bir gün benimle evlenebileceğinin hayalini mi kuruyorsun?"
"Berk, 'Seni seviyorum,' diyorum... 'Bir gün bunu sen de anlayacaksın,' diyorum... 'Anladığında, çok geç olmasın,' diyorum..."
"Biliyor musun Hazal..." diye ayağa kalktı Berk. "Özür dilerim, aslında ben seni çok yanlış anlamışım. Duygularının bu kadar büyük olduğunu anlayamamışım bile..." Hazal, Berk'in gözleri önünde diz çöktüğüne inanamıyordu. "Ben de seni seviyorum."
Berk'in elleri arasına aldığı elleri, titriyordu: Hazal'ın gözleri buğulandı. "Berk..." dedi. "Seni en iyi ben tanırım, bunu sen de biliyorsun... ben artık bu hislerimizi herkes bilsin istiyorum, bütün okul duymalı artık."
"Neyi?" diyen Berk, ona tekrar söyletmeye çalıştı. O an, o kelimeleri duymak istiyordu, kimden geldiğinin önemi yoktu, sadece o anı, sonsuza kadar tekrarlanması için kalbine kazımaya çalışıyordu.
"Seni çok seviyorum..." sözleri üzerine gözlerini kapattı Berk, ondan sonra elini Hazal'ın ellerinden çekerek, yüzünü kapattı. Hazal, Berk'in yüzünü tekrar gördüğünde, ifadesinin değişmiş olduğunu gördü. "İşte bu yüzden..." diye konuşuyordu. "Biz birlikte olamayız."
"Ya Berk, sen hasta mısın...!"
"Hazal, sen, benim yanımda uyandıktan sonra sana yaptığım şeyi unuttun mu?"
"Hayır, ama benim için bir önemi yok!"
"Ya Cemre'yi sadece sen aldatmışsın gibi sana tokat attım Hazal!" diyen Berk, ayağa kalktı. Sol eliyle, sağ elini işaret ediyordu. "Ben, bir kadına el kaldırdım! Bu konuda ben bile kendimi affedemezken, sen kendini nasıl affedebiliyorsun?! Sana şiddet göstermiş bir adam için gurursuzluk yapmaya nasıl devam edebiliyorsun?!"
"Ben gurursuz değilim, seni de anlayabiliyorum, beklemek istiyorsun sen... zamana ihtiyacın var senin; vakti gelince elimi tutacaksın... utanmadan okulda el ele yürüyeceğimiz an gelene kadar, ben de bekleyeceğim işte. Şimdilik bir ilişki istemiyor olabilirsin, ama sen de sabrımı takdir ederek, 'Hazal benim sevgilim,' diye gururla söyleyebilir duruma geleceksin. O zaman benim gurursuz olmadığıma ikna olacaksın işte..."
"Dünya üzerinde son kalan kadın sen olsan da öyle bir zaman gelmeyecek Hazal," dedi Berk. "Ve bunun bir sürü sebebi var. Birincisi, sen gurursuz değilsen bile, benim kendine saygısı olmayan birine saygım yok... Yani bu seninle ilgili değil, benimle ilgili."
Berk'in her bir kelimesi, Hazal'da şok etkisi yarattı. "Ama sen bana az önce dedin ki..."
"Yalandı. Ve sen de kolayca inandın..."
"Beni metres gibi kullanıp bir kenara atacaksın yani..."
"Bak..." dedi Berk. Hazal'a kötü davranmanın çözüm olmadığını görebilmişti, o da tek bir açıklamayla bu konuyu kapatmaya karar verdi. "Belki çok klişe olacak -hangimiz klişelerden kaçabiliyoruz ki- ama belki de aradığın kişi yakınlarda bir yerdedir. Gözünün önündedir yani, ama sen fark etmiyorsundur. Bu, benim dışımda herkes olabilir. Yani sen bir etrafına bak, ama o baktığın çevrede ben olmayayım tamam mı, yani Berk'i aramak için bakma, okay?... Berk'i unut, benim dünyada var olduğumu unut, çünkü benim gözümde Cemre'den başka hiç kimse yok..."
"Sadece hak edene, verilmeli sevgiler... Ulan ne takıldı dilime ya!" diye bağırarak biri geldi. Berk, Hazal'dan sonra bir varoşu hiç çekemeyecekti. "Ulan senin ne işin var bur'da ya!" diye bağırdı, teklifsizce teknesine atlayan Arap'a.
"Parti mi var gangs, ben de alırım bir dal," diyen Arap, Berk'in şişesine davrandı.
Onu umursamayan Berk, "Teşekkür ederim Hazal," dedi. "Gerçekten. Şimdi teknenin anahtarını sana bırakıyorum, nasıl kapatacağını biliyorsun. Ben bundan daha tenha bir yer bulmaya gidiyorum, tabii varsa öyle bir yer!"
Ve Hazal'la Arap'ı baş başa bırakarak gitti.
*****
Derya, Çağrılardan dönüşte, "Ali, bana o konuyu anlatacak mısın artık?" diye sordu.
"Anlatamam, görmen lazım," dedi Ali. "Şimdi sana bir video göndereceğim, ama bunu evde tek başına izlediğine emin ol tamam mı..."
"Sen nereye?"
"Bi' Zeyno'ya bakayım, Çağrı'nın durumunu o da merak ediyordu."
"Geç kalma, artık iyice gece kuşu olmaya başladın!" diyen Derya, evine doğru yöneldi.
Ali, Zeyno'yu çöp atarken buldu. "Bana mı öyle geliyor, yoksa kardeşimin gözleri mi yaşlı?" diye sordu.
"Arap'a dedim..." diye mırıldandı Zeyno. "Ağlama, beni de ağlatacaksın, dedim..."
Ali, Zeyno'nun yalan söylediğini biliyordu. Üstüne varmadı: "Arap böyle zamanlarda yalnız kalmak ister. İyi yapmışsın yanından ayrılmakla."
"Hiçbir şeyi iyi yapmadım!" dedi Zeyno. Ali'nin gözlerinin içine baktı, söyleme isteğiyle, bağırma dileğiyle... ama dedi ki: "Ben korkağın tekiyim."
"Neden böyle düşünüyorsun ki?"
"Anlamıyorsun, değil mi... hiçbir zaman da anlamayacaksın..."
"Evet, sanırım öyle," diyen Ali, başını kaşıdı. "Çünkü benim öz kardeşim yok, o yüzden empati yapabileceğim bir durum değil. Ama biliyorum ki, benim Zeyno'm, benim kardeşim, içten içe istiyor küçük kardeşiyle tanışmayı... onu bağrına basmayı, 'Ben senin ablanım,' demeyi..." Zeyno'nun elini kaparak, intihar izlerini öptü. Zeyno, kendisi basan heyecanı saklamak için, "Çağrı'nın durumu nasıl?" diye sordu.
"Evet, bi' de Çağrı vardı di mi, doğru..." dedi Ali, Zeyno'nun ellerini bırakarak. "Valla ben de çok şaşırdım, çok iyiydi. Bütün gece video oyunları oynadı benle. Annem o sırada içer'de, Önder hoca ve eski karısıylaydı. Nesrin Hanım'a ne kadar bayıldığını görmen lazım, bütün gün konuşmuş, yine de sohbetine doyamamış Derya Sultan..."
"Önder hoca n'apmayı düşünüyormuş Çağrı konusunda?"
"Şimdilik kendi haline bırakma taktiğini uyguluyorlarmış. Böyle çocukları, ilk bir-iki hafta sıkboğaz edersen, 'Kliniğe yat,' falan gibisinden, ters tepiyormuş. Daha çok kopuyorlarmış ailelerinden, arkadaşlarından, Allah muhafaza, daha büyük zehirlere dalabiliyorlarmış... Öyle, uzaktan uzaktan izleyeceklermiş Çağrı'yı. Şüpheli bir hareketini yakalarlarsa, o zaman gözünün yaşına bakmayıp kliniğe yatıracaklarmış..."
Zeyno, daha fazla dinlemek isterdi ama, Ali'nin telefonu çalıyordu. Arayan Derya'ydı.
"Kırmızı alarm, kusura bakmazsan Zeyzey..." dedi Ali.
"Bir şartla..." diye gülümsedi Zeyno. "Daha sonra bana rapor vereceksin."
*****
Derya, Nesrin'le beklenmedik gelişen arkadaşlığından bu saatlere kadar, her şeyin ne kadar değiştiğini düşünüyordu... Ali'yi kapıda görünce, normal zaman olsa, zorla yatağına yatırır, hatta süt içirirdi, ama şimdi normal zamanlardan geçmiyorlardı... "Yürü, polise gidiyoruz," dedi.
"Hayır, anne, Berk buna hazır değil."
"Berk'in neye hazır olup olmadığı beni ilgilendirmiyor!"
Ali için başka bir çare kalmamıştı. Her zaman cebinde tuttuğu notları gösterdi: "Yanlış yaptın... Berk'e güvenmen gerekiyordu, arayı bozdun. Ama Vefa'nın katilini ortaya çıkarmak için, sana bir şans daha vermeye karar verdim. Notları gönderen kişiyle tanışmak istiyorsan, yarın on ikide Vefa'nın mezarına gel."
"Bu da ne?!" diyen Derya, Hazal gibi bir şok geçiriyordu.
"Bizim o okula gitmemiz bir tesadüf değildi, anne..." diyen Ali, her şeyi itiraf etti. Öyle ki, bunu nasıl olup da bu kadar kısa sürede yaptığına inanamadı: "Bize bursluluk sınavının sorularını verdiler, dönemin başından beridir de böyle notlar yolluyorlar. Düşünsene, üçümüzün birden Yağızoğlu Koleji'ne burslu girebilmesi... nasıl bir tesadüf olabilirdi ki? Ve en sonuncusu da işte bu not... Vefa'nın bir cinayete kurban gittiğini bilen biri var, fakat kendisinin katili tanıdığını sanmıyorum. Katili bulma işini, bize bıraktı. Önce ben, Zeyno ve Arap'a... en son da, Berk'i dâhil etti bu dedektifçilik oyununa. O yüzden, Berk'le arayı bozmamam lazım. Benim yüzümden camla yaralanması, onda ilk güvensizliği oluşturdu, ama eğer babası konusunda onu köşeye sıkıştırırsam... artık aramızdaki bağ tamamen kopar. Ve belki de Vefa'nın katilini hiç bulamayabilirim..."
"Oyun bu," diye kekeledi Derya. "Seni kandırıyorlar çocuğum, kim ne bilsin Vefa'nın katilini, ortada bir cinayet varsa tabii... arkadaşlarından birinin eşek şakasıdır Aliciğim, insanların başka insanların acıları üzerinden ne kadar çirkinleşebileceğini bilemezsin..."
"Anne, anlamıyorsun!" dedi Ali. "Beni Truva atı olarak o okula sokan biri var, gerçekten var. O yüzden, bırak da oyununu oynasın Yunanlar... bakalım savaşı onlar mı kazanacak, Truvalılar mı?"
Derya, o gece pes etmemişti, sadece dileğini askıya asmıştı.
Berk'i mutlaka o canavarın elinden kurtarmanın bir yolunu bulacaktı, Ali'yi kurtardığı gibi.
8. BÖLÜMÜN SONU
2 notes
·
View notes
Note
who is that in the gifs you just posted 👀
this cutie on my rpr wip? it's enes koçak!
7 notes
·
View notes
Text
open to all! ft. altan sahin! enes koçak, 24, he/him, bisexual, carpentry.
altan pulled up along the curb, worried eyes checking his friend over to make sure they weren't hurt. "i got here as fast as i could, are you alright?" he asked, brows pinched together, panic painted across his expression.
2 notes
·
View notes